top of page

Hırs "İYİ" Olamaz

  • Yazarın fotoğrafı: Bülent Gürsoy
    Bülent Gürsoy
  • 27 Eyl 2020
  • 4 dakikada okunur


Değerli İYİ Parti’li yol arkadaşlarım,

2. Olağan Kurultay günü ve sonrası ortaya çıkan tartışmalarla ilgili olarak bir farkındalık yazısı kaleme almak istedim.

Öncelikle şunu belirtmeliyim: Ben Kurultay öncesinde ve kurultay esnasında; iller ve ilçeler bazında ve tek tek delege özelinde yoğun bir çalışma yürüttüm. Sahada da aktif bir tavır ortaya koydum. Son noktada da sayın Genel Başkan’ın anahtar listesinde yer almadığım için adaylıktan çekildim.

Yazımı bu rahatlıkla yazdığımı bilmenizde yarar olduğunu düşünerek ilerlemek istiyorum.

Kurultay’da, sayın Genel Başkanımız, bir önceki kurultayımızda verdiği kararın devamı niteliğinde, çarşaf liste yönteminin kullanılmasına karar verdi.


Tüzüğümüze göre bu kararı tek başına verme yetkisi varken, Genel İdare Kurulu’nda saatlerce tek tek düşüncelerimizi dinledi ve genel değerlendirmelerimiz ışığında, bizlerin “katılım”ıyla, ”çarşaf liste olsun ama Genel Başkan kimlerle çalışacaksa o isimlerin yer alacağı bir anahtar liste çıkarsın ve bir sonraki seçime kadarki yolda uyumlu hareket edebileceği kadrolarla yol yürüsün” fikri ağır bastı.


Bu noktada delegelerimize daha özgür davranabilecekleri bir seçim olanağı tanımak ve yönetim beklentisi olan, siyasi figür niteliğinde bir çok partilimizi kırmamak için, “50 kişilik GİK Üyeliği’nde 100’e kadar ismin oylamaya sunulması” fikri de ayrıca ortaya konuldu.


Sayın Genel Başkanımız, ortaya çıkan bu ortak görüşü değerlendirmeye alarak, kararını tam da bu yönde verdi ve Kurultay günü geldi çattı.


Demokratik uygulamalar;

Onaylı tüzüğümüz gereği, çarşaf liste uygulaması olması durumunda, Genel Başkan’ın aday olarak Divan’a önereceği isimler listenin başına sıralanıyor. Geri kalan bireysel adaylıklar da devamında listeye ekleniyor. Çarşaf denen liste bu şekilde oluşuyor. Bu noktada yapılan uygulamaların tamamı; kanun, tüzük ve yönetmeliklere uygun ve “demokratik”.

Demokratik olan diğer hareketler ve uygulamalar;

Genel Başkan’dan "GİK adayı olmak üzere izin" ve "Genel Başkan’ın GİK listesine alınmak için" onay istemek, (bu oldu).


Kendileri de çoğunlukla aday olan Divan Üyeleri ve GİK Üyeleri ile Milletvekilleri ve Parti Kurucuları’ndan destek istemek, (bu da oldu).


İl Başkanları’na ulaşmak ve destek istemek, (bu da oldu).


Delege değil ise delegelerin en az 70’inden imza alarak aday olmak, (bu da oldu).


Doğal delegeler ve illerden seçilerek gelen delegelere ulaşarak oylarını istemek, (bu da oldu).


Sahada herkesle her türlü teması kurmak ve tanıtıcı materyallerle propaganda yapmak, (bu da oldu).


Ayrıca, çarşaf listede delegelerin kolay seçim yapabilmesi için, sıra numaraları da yazılarak, istenilen sayıda anahtar listeler hazırlanarak oy istemek de var ki yöntem olarak demokratik bir harekettir, (bu da oldu).


Geriye, kaybedenlerin bas bas bağırdığı bir tek şey kaldı: “İstenmeyen isimler belirlemek ve onlara oy verilmemesini istemek.”


Liste yapan ünlü veya ünsüz isimler, küçük veya büyük gruplar ya da bireysel çalışanlar, bunu; yazılı veya sözlü olarak (istisnalar hariç olmak üzere) yaptılar ve hepimiz bilmeliyiz ki bu da demokratik.

Sonuç itibarıyla,


“İYİ Parti 2. Olağan Kurultayı’’nda demokratik olmayan hiçbir şey olmadı.



Gelelim işin bir başka boyutuna.

Türkiye’de 12 Eylül Darbesi’nden sonra hazırlanan, bugüne kadar çok büyük bir bölümü değişen Anayasa’nın maalesef değişmeyen Siyasi Partiler Yasası, siyasi partilerin kurucu iradesinin sürekli “kendini kendinden üreteceği” bir sistem öngörmektedir.


Bu yasa ve ortaya koyduğu sistem değişmedikçe bu öngörü tüm siyasi partiler için gerçekleşmeye devam edecektir.


Dolayısıyla İYİ Parti’de de kurucu irade Genel Başkanımız sayın Meral Akşener ve çekirdek ekibinde (o izin verdiği sürece) yer alacak olan yakın çalışma arkadaşlarıdır.


Parti kurulurken bu partide yer almak isteyen herkes o günlerde, “Meral Akşener ve onun oluşturduğu jüri”nin önüne çıkmışlardır.


O ve jürisinin onayladığı isimler kurucu olmuşlardır. O ve jürisinin uygun gördüğü isimler parti yönetiminde yer almışlardır (jüri tabirini konunun kolay algılanması için özellikle kullanıyorum).


Atanan İl ve İlçe Başkanları atanırken de, 2018 Genel Seçimleri’nde milletvekili adayı olanlar da, 2019 Yerel Seçimleri’nde ortaya çıkan Başkan adayları da bu iradenin önünde sınava girmişlerdir.


Burada tek dikkat edilmesi (unutulmaması) gereken şey şudur:


"Liderlikler bir takım hareketlerin, çoğulcu bir yapıyla gerçekleşmesiyle oluşur."


İYİ Parti liderliği de bir hareketin sonucu liderliğine sayın Meral Akşener’i taşımıştır.


Doğaldır ki bu liderliğin, güç dağıtımını adaletli bir şekilde yapması beklenir.


Zaman içerisinde de gücü ve kazanımları; yanında oluşan, ortak düşünce ve duyguda olan, maddi-manevi varlığını ortaya koyan kitle ve o kitlenin temsilcilerine dağıtacak modeli oluşturup yaygınlaştırması, genişletmesi toplamdaki liderlik gücünü artıracak ve yerini sağlamlaştıracaktır.


Gelinen bu noktada, harekette başlangıçta yer alan partililerimizden, yukarıdaki tanımlara uygun edinimleri sağlayan da olmuştur, sağlayamayan da.


Ancak gördüğüm şudur ki sayın Genel Başkan’ın duygusu: “Yanında olan ve güç veren herkese borçlu olduğu ve o borcu bir şekilde ödemeye çalıştığı, taraflar içinde tartışmalı da olsa bir çoğunu ödediği” yönündedir.



Bu durumu analiz etmek için bir miktar daha detaya girecek olursak,

Parti içerisinde gerek Genel Merkez gerekse İl ve İlçe Teşkilatları bazında, sürekli ortaya atılan iki görüş öne çıkmaktadır:


Biri, “Ülkücüler’in Dışlandığı”,

Diğeri, “Merkez’in Dışlandığı”.


Biri doğruysa diğeri doğru değildir.


İkisi de doğruysa “parti ya sola kaymıştır ya da aşırı uçlara”.


Bu da doğru olmadığına göre, belki somut olarak ortaya konulamayan bir “adalet”in işlediği değerlendirmesini yapmakta sakınca görmem.


Sonuca doğru yaklaşırken,

Tamamına yakını Milletvekili olan, yaptırım güçlerini kullanmaya çalışan “itirazcı” partililerimizin tezlerini de gözden geçirmekte yarar var.


Ne diyorlar?:


1- Kurultay’da antidemokratik davranıldı, isimler çizildi, bunu da teşkilat başkanı yaptırdı, o kişi devam etmesin,


2- TBMM Grup Başkanlığı ve Başkanvekillikleri’nde yeni katılan isme yer yok, biz olmalıyız.


3- Madem Teşkilat Başkanı yüzünden GİK’e giremedik, Genel Başkan’ın yetkisinde olan, sadece üye olma yeterliliğine sahip 3 ismin Divan’a alınabileceğini kurallaştıran Tüzük Maddesi’ne göre 3 ismi aramızdan atayın.



Yukarıda uzun uzun anlatmaya çalıştım, şimdi sormak istiyorum:

- Genel Başkan’ın listesine (sadece onun onayıyla) girmek demokratik ama girememek antidemokratik midir?


- Listeye girip seçim kazanılınca bireysel olarak “devleşme” iddiaları görülürken girip kazanamayınca bir isim tarafından “cüceleştirildim” tezini ortaya koymak hakça bir davranış mıdır?


- Halihazırda Milletvekilliği görevinde iken Parti’de sürekli bir şeyler istemek, her noktada bir üst kimlik daha edinmeye çalışmak, emek veren kimseye boşluk bırakmamak adil midir?


- Tüzüğümüzde Genel Başkan için bile dönem sınırlamaları varken, tüzük yazımında bu tür sınırlamalara hayranlıkla bakılırken her dönem her şey olmak istemek samimi midir?




Özetle anlaşılmasını istediğim şey şu:

İçinde bulunduğumuz siyasal iklimin ve o iklimin kurallarının işimize geldiği gibi eğilip bükülmesi doğru değildir, yapılmamalıdır.


Taleplerin bireysel olduğu açık şekilde görülmektedir, bu tür bireysel hareketlerden acilen vazgeçilmelidir.


Partimizin kurumsallaşması için önemli adımların atıldığı bu dönemde hem de iktidar yolunda Genel Başkanımızın enerjisi ve kamuoyuna verdiği güzel duygular ile adım adım büyüyerek ilerlerken, köstek olunduğu ve yapılanların yukarı doğru ivmelenen hareketimize fren yaptırdığı net bir tespittir, bu tutumdan derhal vazgeçilmelidir.


Çok iyi hazırlanmış bir Kurultay’da sayın Genel Başkanımız’ın muhteşem konuşmasının konuşulması gereken günlerde “parti içi çatışma” haberlerinin konuşuluyor olması çok üzücüdür, Cumhur İttifakı’nın ekmeğine yağ sürülmektedir, derhal gerçek gündeme dönülmelidir.

Bu yazımı lütfen kimse bireysel bir karşıtlık veya taraf olma olarak algılamasın.


Partimizin bekası devletin bekasıdır, halkın bekasıdır, çocuklarımızın bekasıdır.


Geleceğimizin bugün döşenen taşlarla yok edilmesine izin veremeyiz, vermemeliyiz.

Saygılarımla,


Bülent Gürsoy

Önceki Dönem GİK Üyesi

Yorumlar


Politika

Politika

Politika
"Muhalefetin Özeleştirisi" - Buluşma Noktası - 30 Ağustos 2023

"Muhalefetin Özeleştirisi" - Buluşma Noktası - 30 Ağustos 2023

02:17
"Muhalefet Yerel Seçimde Ne Yapacak" - Buluşma Noktası Programı - 30 Ağustos 2023

"Muhalefet Yerel Seçimde Ne Yapacak" - Buluşma Noktası Programı - 30 Ağustos 2023

09:31
"Cumhur İttifakında Çatlak Derinleşiyor mu?" -  - Buluşma Noktası Programı - 30 Ağustos 2023

"Cumhur İttifakında Çatlak Derinleşiyor mu?" - - Buluşma Noktası Programı - 30 Ağustos 2023

11:29
bottom of page