Kürdün Derdi - 2
- Bülent Gürsoy
- 17 Oca 2021
- 40 dakikada okunur
Bu konuda birkaç yazı yazacağımı belirtmiştim.
İlkinde, 1514’lerden ele alarak Osmanlı dönemi ve sonrasında da Cumhuriyet dönemi olaylarıyla 1993 yılına kadar getirdiğim tarihsel bir süreç söz konusuydu ve bu arada da Kürt seçmenin çeşitliliğinin algılanmasını kolaylaştırmak amaçlı bilgiler paylaşmıştım.
Anımsamak isterseniz,
Kürdün Derdi -1 başlıklı yazıma 'bu bağlantı'dan göz atabilirsiniz.
Bu ikinci yazıda ise yine mümkün olduğu kadar kronolojik bir biçimde; 1993 ile 2002 ve 2002-2016 arasında gelişen olaylardan, ulusal ve uluslararası etkileşimlerden ve çözüm için ortaya konulan çabalardan bahsetmek istiyorum.
Yazının bu anlamda oldukça uzun olduğunu ancak bunun bir anlamda arşiv yazısı niteliği taşıdığını baştan belirtmem gerekiyor.
Başlangıçta yazı içeriğinde geçen olaylardan ipuçları vereceğim ki okumaya ya da başka deyişle incelemeye karar veren okuyucularımız devam edebilsinler.
Bu yazıda,
1993-2002 arasındaki;
İktidar istikrarsızlıkları, Kürt kimliği odaklı kurulan partiler, terör olayları, OHAL ve Süper Valiler, Abdullah Öcalan’ın Amerika tarafından Türkiye’ye teslim edilişi, Kürtlerin kültürel beklentileri konusunda atılan adımlar, Abdullah Öcalan’ın yargılanması ve vatana ihanetten idam kararı verilmesi gibi olaylardan bahsederken, arada 1998-2004 arası PKK tarafından karar verilen bir ateşkes dönemini de değerlendirerek, 2002 yılından itibaren AKP’nin tek başına iktidar olduğu ve 2002-2015 arasında gelişen olayları gözden geçireceğim.

2002-2016 arasını ele aldığımızda da;
Defalarca yenileri kurulan ve Kapatılan Kürt siyasal partileri, defalarca alınan ateşkes kararları, 1998’de Irak ve Avrupa’dan gelen Barış Grubu, AB ilişkileri, AB Uyum Süreci ve AB Uyum Yasaları, ölüm cezasının kaldırılması, Avrupa Birliği’nin müzakere için gün vermesi, 1 Mart Tezkeresi, 2003 Mart’ında ABD'nin Irak’a müdahalesi, askerlerimizin başına çuval geçirilmesi olayı, PKK’nın kendini feshetmesi ancak sonradan yeniden aynı isimle devam etmesi, Kürtçe dil kursları, TRT Şeş (Kurdî), www.trtxeber.com yayınları, Kürtçe; kitaplar, kasetler, tiyatrolar, Kürtçe köy adlarının geri getirilmesi, Abdullah Gül’ün Güroymak yerine Norşin demesi, Kürtçe Propaganda izni, Andımız’ın ilkokullarda yasaklanması, TC’nin; kurum isimlerinden, belediyelerden ve tabelalardan kaldırılması,
Erdoğan’ın ilk defa “Kürt Sorunu” demesi, Refah Partisi döneminde “Devlet Terörü” ifadesi kullanılan bir raporun hazırlanmasına başkanlık etmiş olması, AKP’nin (kuruluş) Programı’nda “Bürokratik Otoriter Devlet Anlayışı” ve “Asayiş Anlayışı” kavramlarını kullanıyor olması, AKP’nin Kapatılması davası ve sonraki dönemlerde “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” sloganına geçiş,
Çözüm Süreci, Kürt Açılımı, Habur olayları, Dolmabahçe Mutabakatı, Erdoğan’ın Diyarbakır ziyaretleri, Barzani buluşması, Uludere (Roboski) olayı, Mit Tırları operasyonu, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları, Hakan Fidan’ın ifadeye çağırılması, MHP ve Baykal’ın kaset skandalları,
Erdoğan’ın “İktidarlarımız döneminde ret ve inkâr politikalarını sona erdirdik; tüm asimilasyon politikalarını tamamen bitirmeye kararlıyız” sözü, “Korkaklar zafer anıtı dikemezler” sözü, “Şiarımız, herkes için daha fazla demokrasi, daha fazla hak ve daha fazla özgürlüktür” sözü,
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “ya biz bu meseleyi çözeriz ya bu mesele bizi çözer” sözü,
Yalçın Akdoğan’ın, “AKP iktidarı olarak, 12 yıldır akan kan dursun, analar ağlamasın diyerek sessiz devrim niteliğinde adımlar attık.”, “Aslında gök kubbe altında konuşulmadık bir şey kalmadı.” sözleri,
İktidarın yönlendirmesi ve devlet temsilcilerinin katılımıyla, Öcalan, Kandil ve Kürt Siyasi Partileri temsilcilerinin bilgisinde gerçekleşen ve 3 Eylül 2008 ile 5 Temmuz 2011 arasındaki 3 yıllık süreçte (Brüksel ve Cenevre’deki 4 toplantı dışında) 11 kez toplanılan OSLO Görüşmeleri’nin yapılması,
Öcalan mektuplarının Nevruz’larda okunması, Kandil – İmralı – Oslo üçgeninde devlet-iktidar bağlantılı görüşmeler, Kürdistan Demokrat Partisi’nin kurulması,
Öcalan’ın “Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de eskisi gibi savaşacağız” sözü,
Dolmabahçe mutabakatı sürecinde HDP adına konuşan Sırrı Süreyya Önder’in, uzlaşma anlamında, her şeyin bittiğine işaretle “Hayırlı uğurlu olsun.” diyerek noktayı koyması,
Erdoğan’ın iki açıklamanın aynı olmadığını belirterek, “12 yıllık iktidarımda ne istendi de verilmedi” diye sorması ve mutabakatın sekteye uğraması, ardından da “Dolmabahçe süreci Hükûmetin tasarrufu, benimle istişare edilmedi” demesi,
En sonunda da 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi,
Gibi konular temel detaylarıyla yer alacak.

Kürdün Derdi 2
Bir önceki yazımızda 1993 yılına kadar gelmiştik.
O noktadan başlayarak tarihsel süreci gözden geçirmeye devam edelim.
1993
1993 baharında Öcalan bir dizi talepte bulunarak 21 Mart’ta başlayıp 15 Nisan’a kadar sürecek bir ateşkes ilan etti.
7 Mayıs 1993’te Kürt sorunu kökenli siyasetçiler tarafından Demokrasi Partisi – DEP kuruldu.
Öcalan’ın; kültürel haklar, Kürtçe yayın hakkı, olağan üstü halin ve köy koruculuğunun kaldırılması gibi taleplerini dile getirmesinin üzerinden henüz bir gün geçmişti ki Özal 17 Nisan 1993 günü geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti. Öcalan ateşkesi süresiz uzattı.
Özal'ın ölümünden sonra, 16 Mayıs 1993'te Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı seçilmesi ile Hükûmet istifa etti.
24 Mayıs’ta Bingöl’de izine giden 35 askerimiz PKK saldırısında şehit oldu.
DYP Genel Başkanı’nın seçilmesi için yapılan kongrede Tansu Çiller Genel Başkan seçildi.
Haziran ayında Tansu Çiller, DYP ve SHP'den oluşan koalisyon Hükûmetini kurdu.
Diyarbakır’da Kürt realitesini tanıdığını ifade eden Demirel’den sonra başbakanlık koltuğuna oturan Tansu Çiller bir uzlaşma zemini aradı. Kürt meselesini soruşturabilecek milletvekillerinden oluşan bir Milli Güvenlik Kurulu öneriyordu.
Demirel, şiddetin tırmanışta olduğu bir dönemde bu önerileri uygun bulmayarak veto etti ve Çiller’in başlattığı tartışmalara son verdi.
2 Temmuz 1993'te Sivas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli, Radikal İslamcı bir grup tarafından yakıldı.
33 alevi aydın, yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanı yanarak ve dumandan boğularak hayatlarını kaybetti.
5 Temmuz 1993'te, Erzincan ilinin Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyü, 100'e yakın PKK mensubu tarafından basıldı. Camide giren örgüt mensupları camideki cemaati dışarı çıkardı ve erkeklerin tamamı kurşuna dizildi, 29 kişi öldü. Daha sonra köy ateşe verildi; 214 ev, köy okulu, köy camii, halkevi yakıldı. Yakılan evlerde saklanan 1'i kadın 4 kişi daha yanarak can verdi
Çiller zorunlu olarak, Kürt politikasının yönetimini ordu ağırlıklı oluşturma ve sürdürme yoluna gitti.
14 Temmuz 1993'te Halkın Emek Partisi - HEP Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı (HEP, Kürt sorunu kökenli siyasetçiler tarafından 7 Haziran 1990’da kurulmuştu).
Tansu Çiller, bu dönemde, Demokrasi Partisi – DEP milletvekillerini meclisten uzaklaştırmak için kampanya yürütmeye başladı.
Kürt milletvekilleri daha önce parti değiştirebiliyorlardı, ancak bu kez durum farklı oldu.

1994
3 Mart 1994’te dokunulmazlığı kaldırılan DEP Milletvekilleri; Leyla Zana, Selim Sadak Hatip Dicle ve Orhan Doğan polis zoruyla TBMM’den çıkarılarak gözaltına alındı ve 17 Mart 1994’te tutuklandılar.
Bu süreçte bazı milletvekilleri yurtdışına kaçarak “Sürgündeki Kürt Parlamentosu”nu oluşturdu.
Mayıs 1994’te Kürt siyasetçiler tarafından Halkın Demokrasi Partisi - HADEP kuruldu.
16 Haziran 1994’te Demokrasi Partisi -DEP, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.
8 Aralık 1994’te; Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle ve Selim Sadak, örgüt üyesi olmaktan 15 yıl hapis cezasına çarptırıldılar.
OHAL Valileri
‘Süper Vali’ denilen 6 valinin görev yaptığı ve 46 kez uzatılan ve 13 ili kapsayan OHAL’in kapsamı 1994’ten itibaren daraltılmaya başlandı.
1995
DYP-SHP Koalisyon Hükûmeti’nde, sırasıyla Erdal İnönü ve Murat Karayalçın Çiller’in Başbakan Yardımcısı oldular, SHP'nin 18 Şubat 1995'te CHP'ye katılmasıyla, Hikmet Çetin Başbakan Yardımcılığına getirildi. Eylül ayında yapılan CHP Kurultayı'nda Deniz Baykal’ın Genel Başkan olması sonrasında ise Baykal ile anlaşamayan Başbakan Çiller, 20 Eylül 1995'te istifa etti.
Tansu Çiller, Ekim ayında azınlık Hükûmeti kurdu ancak Hükûmet güvenoyu alamadı.
Tansu Çiller’in erken seçim koşuluyla Baykal ile yeniden kurduğu DYP-CHP koalisyon Hükûmeti, 1995 genel seçimleri nedeniyle sona erdi.

1996
Mesut Yılmaz, 1996’nın Mart ayında, Bülent Ecevit’in partisi Demokratik Sol Parti - DSP'nin dışardan desteğiyle ANAP-DYP Azınlık Hükûmetini kurdu. Yılmaz, koalisyon ortağı DYP ile aralarında çıkan anlaşmazlık üzerine, Haziran 1996'da istifa etti.
Yılmaz’ın istifasının ardından 29 Haziran 1996'da Erbakan'ın Başbakanlığı altında “Refahyol” olarak adlandırılan RP-DYP Koalisyon Hükûmeti kuruldu,
Bu süreçte, Kürt sorununu çözüme kavuşturmak için gayret gösteren bir diğer isim Necmettin Erbakan olacaktı. “Güneydoğu sorununu çözmek boynumun borcu” diyen Erbakan, Öcalan ve arkadaşlarının silah bırakmasıyla meselenin çözüleceğine inanıyordu.
Bunun için dolaylı yollardan Öcalan’la görüşme yoluna gitti. Öcalan’a teslim olma çağrısı yaptırdı. Öcalan teslim olma fikrine yanaşmadı. Ancak Erbakan’ın bu girişimi, bir krize dönüştü ve ilk MGK toplantısında kuvvet komutanları kendisine sert tepki verdi.
Cumhurbaşkanı Demirel de bu gelişmeler karşısında rahatsızlığını bildirdi.
1997
28 Şubat Vakası
Necmettin Erbakan'ın Başbakan, Tansu Çiller'in Başbakan Yardımcısı olduğu 28 Şubat 1997'de olağanüstü toplanan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla, irticaya karşı, ordu ve bürokrasi merkezli bir süreç Başladı.
28 Şubat (postmodern) darbesi ülke gündemini değiştirdi.
Aynı zamanda, diğer yandan baş gösteren ekonomik sıkıntılar, ülke gündeminde terörle yarışır hale geldi.
Gergin bir sürecin sonunda, Erbakan’ın, Başbakanlığı, ortağı Çiller'e devretmek üzere istifa etmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Demirel, görevi Çiller yerine Mesut Yılmaz'a verdi.
Yılmaz, 30 Haziran 1997’de ANAP-DSP-DTP(Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti, Demokrat Türkiye Partisi) ile “ANASOL-D” Azınlık Hükûmeti’ni kurdu. Hükûmeti CHP de dışarıdan destekledi.

1998
1998 Eylül’ünde PKK ateşkes ilan etti, Öcalan’ın çağrısı üzerine “barış grubu” adı verilen teröristle biri Irak bölgesinden diğeri Avrupa’dan olmak üzere ülkeye giriş yaptılar. Gelenler gözaltına alındıktan sonra tutuklandılar.
Türkbank ihalesindeki yolsuzluk iddiaları üzerine CHP hükûmete desteğini geri çekti. CHP hükûmet aleyhinde gensoru önergesi verdi. Güvenoyu almayan ANASOL-D Hükûmeti 25 Kasım 1998’de düştü (18 Nisan 1999 tarihinde yapılmak üzere Genel ve Yerel Seçim kararı alındı).
Kasım ve Aralık 1998’de HADEP il ve ilçe binalarına yapılan baskınla 3 bin 215 kişi gözaltına alındı.
1999
Hükûmet kurma görevi verilen Ecevit'in kurduğu azınlık Hükûmeti, 11 Ocak 1999 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı.
15 Şubat 1999’da Amerika PKK Terör Örgütü Lideri Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etti.
Türkiye, Öcalan'ın yakalandığını 16 Şubat 1999'da Başbakan Bülent Ecevit'in yaptığı, “Abdullah Öcalan Türkiye'dedir” açıklamasıyla öğrendi.
Öcalan, tutuklanmasının ardından İmralı’da hapsedildi.
O dönem, Ecevit “ABD, Öcalan’ı bize niye teslim etti anlayamadım” diyecekti.
Bu Hükûmet de, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan genel seçimler nedeniyle sona erdi.
Öcalan’ın Türkiye’ye gelişi DSP Ecevit’in partisine yaradı.
Seçim sonuçları doğrultusunda görev verilen Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz ile birlikte, Mayıs ayında DSP-MHP-ANAP’tan oluşan üçlü koalisyon Hükûmetini kurdu.
HADEP, art arda gelen tutuklamaları takip eden süreçte 18 Nisan 1999’da, genel seçimlerle birlikte yapılan yerel seçimlerde, bir büyükşehir ve altı il belediyesinin aralarında olduğu (Diyarbakır, Ağrı, Batman, Bingöl, Hakkari, Siirt, Van) toplam 37 belediye kazandı.
31 Mayıs 1999’da Öcalan’ın yargılaması başladı.
Öcalan, “Türkiye’ye barış ve kardeşlik getirmek için hayatta kalması gerektiği”ni vurgularken, Atatürk’e övgüler sıralıyor, “Artık silahlı mücadele dönemi bitmiştir. Bundan sonra silahla herhangi bir şey kazanılamaz. Bu tarihten sonra eğer devlet de izin verirse (PKK) yavaş yavaş silahlı hareketi bırakıp bir sivil toplum kuruluşuna dönüşmelidir. Kürt aydınlarının sorumluluk alması gerekiyor. Kürt demokratik hareketinin başlaması lazım. Artık demokratik ekolojik toplumu kurmalıyız.” diyordu.
Öcalan, hiç kimsenin beklemediği bir şekilde, PKK’ya “birliklerini Türkiye sınırlarının dışına çekip süresiz ateşkes ilan etme emri”ni verdi. Bunun üzerine, PKK derhal silahlarını geri çekti, Irak’a geçti ve süresiz ateşkes ilan etti (bu tek taraflı ateşkes 2004 yılına kadar sürdü).

10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki'de yapılan AB Devlet ve Hükûmet Başkanları Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin adaylığı resmen onaylandı.
Avrupa Birliği Türkiye’ye görüşme tarihi verdi.
Öcalan, dava süresince Kürt meselesi ya da Kürtlerin talepleri ile ilgili hiçbir konuyu dile getirmedi. Dava 29 Haziran 1999’da sonuçlandı ve Abdullah Öcalan vatana ihanetten idam cezasına çarptırıldı.
İdam cezası uluslararası arenada önemli tartışmalara neden oldu. Hatta Avrupa Birliği, müzakere sürecinin devamını idam cezasının kaldırılması şartına bağladı.
2000
Şubat 2000’de HADEP Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun Çelik, Siirt Belediye Başkanı M. Selim Özalp, Bingöl Belediye Başkanı Feyzullah Karaaslan gözaltına alındı. Bu kişiler daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. HADEP Ağrı Belediye Başkanı Hüseyin Yılmaz, İçişleri Bakanlığı tarafından görevinden alındı.
25 Nisan 2000'de Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı oldu.
Gündemde idam tartışmaları vardı.
Bahçeli, 9 Temmuz 2000’de idam konusundaki açıklamasında, “teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın idama mahkum olduğu Türk Ceza Yasası'nın 125'inci maddesi kapsam dışı bırakılmadığı sürece” idamın kalkmasına destek vermeyeceklerini belirterek, ‘‘Ancak bizim dışımızdaki 4 parti idam cezasını kaldırabilir. Bunun Hükûmetle de alakası yok, sorun çıkmaz.’’ dedi.
Aslında “havet” dedi.
Koalisyon ortakları arasında da görüş ayrılıklarına sebep olan idam tartışmaları 2002’ye kadar devam etti.

2002
Şubat ayından itibaren Türkiye, AB ile katılım müzakerelerinin başlaması için ön şart niteliğinde olan Kopenhag Siyasi Kriterleri’ni yerine getirmek amacıyla yoğun bir reform sürecine girdi.
Siyasi kriterlere uyum için gerekli düzenlemeler, süratli bir şekilde “uyum yasa paketleri” marifetiyle gerçekleştirilmeye başlandı (Bu çerçevede, Şubat 2002-Temmuz 2004 döneminde çıkarılan sekiz uyum paketiyle, 53 yasanın 218 maddesinde kapsamlı anayasal ve yasal değişiklikler gerçekleştirildi. Reform çalışmaları Sekizinci Uyum Paketiyle sona ermemiştir. Ancak, sonradan, 12 Nisan 2006'da, 9. Reform Paketi açıklanmıştır).
Öcalan’ın idam cezası bu süreçteki yoğun tartışmalar altında 3 Ağustos 2002’de kaldırıldı ve Öcalan’ın cezası, ‘ağırlaştırılmış müebbet’e çevrildi.
Aynı yıl, PKK kendisini feshetti ve yerine Kürdistan Demokratik ve Özgürlük Kongresi – KADEK kuruldu (terör örgütü daha sonra, Türkiye’nin, Kürtlerin haklarının tanınması ile ilgili hiçbir şey yapılmadığını öne sürerek tekrar PKK ismini aldı).

AKP İktidarı
3 Kasım 2002 tarihinde yapılan erken genel seçimi Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kazanması sonucu
Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, Kasım ayında AKP Hükûmetini kurdu (Erdoğan yasaklı olduğu için milletvekili seçilememişti).
OHAL’in Sonu
AKP Hükûmeti 30 Kasım 2002’de, 1987 yılından beri devam eden OHAL uygulamasına tamamıyla son verdi (2002’ye gelindiğinde OHAL, sadece Diyarbakır ve Şırnak illerinde 19 ilçede devam ediyordu).
Kürtçe Dil Öğrenme ve Yayın Yapma Hakkı
Hükûmet, AB Uyum Yasaları kapsamında, “Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanunu ile Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun”da yapılan değişiklikle, faklı dil ve lehçelerle (Kürtçe) yayın yapılmasının ve öğretim yapma hakkı üzerindeki kısıtlamalar kaldırıldı.
“Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerde Yapılacak Radyo ve Televizyon Yayınları Hakkında Yönetmelik” 18.12.2002’de Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Derneklere Kürtçe Hakkı
Derneklerin faaliyet alanlarının genişletilmesine dair yapılan düzenlemelerle, “derneklerin resmi yazışmalarında herhangi bir dil kullanabilmeleri”nin önü açılarak, böylece Kürtçe’nin kullanımın önündeki engellerden biri daha kaldırıldı.
Siyasi Parti Kapatmanın Zorlaştırılması, İhlaller, İşkence
Siyasi partilerin kapatılması zorlaştırıldı. “İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Kanunu”nda da değişiklik yapılarak komisyona yapılan başvuruların sonucu ve yapılmakta olan işlemler hakkında başvuru sahibine en geç altmış gün içinde bilgi verilmesi hükme bağlandı. İşkence ve kötü muamele suçlarının kapsamı genişletildi, cezaları artırıldı, tecili ve paraya çevrilmesi önlendi.

Erdoğan ABD’de
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Aralık 2002’de ABD’de Washington'a giderek Beyaz Saray'da Başkan Bush'la görüştü. Ardından, Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile de bir görüşme yaptı.
Erdoğan, Beyaz Saray'dan önce de ABD Dışişleri Bakanlığında Bakan Colin Powell'la görüştü, Savunma Bakanlığı - Pentagon'da da yetkililerden Irak'la ilgili gelişmeler konusunda bilgi aldı.
Ayrıca, CSIS - Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde de bir konuşma yaptı.
2003
15 Ocak 2003'te AKP Hükûmeti, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6. Protokol”ü imzaladı.
Böylece “idam cezası hiçbir koşulda uygulanamaz ilkesi” benimsendi.

1 Mart Tezkeresi’nin Reddi
"Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükûmet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi" 1 Mart 2003 tarihinde yapılan gizli toplantıda reddedildi (AKP’liler önce tezkere kabul edildi sandı ve alkışladılar ancak sonradan tezkerenin reddedildiği anlaşıldı. CHP’lilerin tamamı ve 90 civarında AKP milletvekili tezkerenin reddi yönünde oy vermişlerdi. 10 yılı geçmiş olmasına rağmen gizli oturumun tutanakları açıklanmadı).
Tezkere, 60 bin kişilik ABD askeri kuvvetinin ve 255 uçak ile 65 helikopterin Türkiye topraklarında konuşlanarak peyderpey Irak’a saldırmak için cephe oluşturmasını öngörüyordu (sınırlarımız içerisinde kalıcı olmasından endişe ediliyordu).
Tezkere öncesinde ABD, 522 zırhlı aracı İskenderun’daki limana indirmiş, Mersin’den Diyarbakır’a kadar alanda, depolar kiralamış, kullanacağı tesislerin inşasına başlamıştı.
Sonraki zamanlarda açıklamalar yapan ABD Başkanı George Bush, "1 Mart 2003 günü TBMM'de reddedilen tezkereyle ilgili hüsrana uğradık" derken, dönemin başbakanı Abdullah Gül "saçlarım o dönem ağardı, uyku uyumuyordum" diyecekti.

Askerimizin Başına Çuval Geçirilmesi
Temmuz 2003’te Kuzey Irak’ta Süleymaniye’de 11 askerimizin başına çuval geçirildi.
Recep Tayyip Erdoğan, çuval olayı nedeniyle “ABD’ye nota verilmesi” taleplerine karşı “müzik notası mı sanıyorsunuz” diyerek tepki gösterdi.
Hükûmet, Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması için TBMM’ye yasa teklifi sundu. Baykal’ın desteğiyle yasa onaylandı (Zülfü Livaneli bir gazetede, Erdoğan ile Baykal’ın, 22 Şubat 2003 günü, yani Erdoğan’ın milletvekili seçilmesini sağlayan Siirt ara seçimlerinden 2 hafta önce, Beylerbeyi’nde buluştuklarını yazdı. Livaneli, Baykal ve Erdoğan’ın bu buluşmada gizli bir anlaşma yaptıklarını iddia etti).
YSK, birtakım gerekçelerle Siirt seçimini iptal etti. 9 Mart 2003 günü yenilenen seçimde Erdoğan, Milletvekili seçildi.
Cumhurbaşkanı Sezer, Hükûmeti kurma görevini 11 Mart 2003 Salı günü AKP Genel Başkanı ve Siirt Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan'a verdi ve Erdoğan, Hükûmetini kurdu.
Çoğulcu Demokrasi ve Toprak Reformu Vaadi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 18 Mart’ta TBMM’de okunan 59. Hükûmet Programında: “Türkiye toplumundaki farklılık ve çeşitliliklerin, çoğulcu demokrasiyle zenginleşeceği, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde toprak reformu yapılacağı vaadi” yer alıyordu.
Halkların Demokratik Partisi – HADEP 13 Mart 2003’te kapatıldı. Anayasa Mahkemesi, oybirliğiyle partinin terör odağı haline geldiği kararına vardı.

20 Mart 2003’te ABD Irak’a müdahale etti.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in "BM sürecinin sonuçlanmasını beklemeden tek taraflı bir adımla Irak'a harekat başlatarak yanlış yaptığını" vurguladığı ABD'ye Türk hava sahasını altı aylığına açan (ikinci) tezkere, Tayyip Erdoğan’ın AKP Grubu’na yaptığı baskıyla TBMM'de 202 oya karşı 332 oyla kabul edildi.
2003 yılının ikinci yarısında KADEK feshedildi ve Öcalan’ın önerisi çerçevesinde Kongra-Gel (Halk Kongresi) kuruldu.
Avrupa Birliği Uyum Paketleriyle, farklı dillerde yayın hakkı yasal güvence altına alındı. Özel televizyonların yanında TRT’nin de bu kapsamda yayın yapmasının önündeki engeller kalktı.
Vatandaşların çocuklarına istedikleri isimleri verebilmesi sağlandı.
4963 sayılı Kanunun Temmuz 2003’te Resmi Gazetede yayımlanmasıyla “Avrupa Birliği, 7. Uyum Paketi” yürürlüğe girdi. Birinci uyum paketiyle farklı dil ve lehçelerde öğretim yapma hakkı üzerindeki kısıtlamaların kalkmasının ardından yedinci paketle özel kursların açılabilmesine imkân tanındı.
İlk Kürtçe dil kursu 4 Aralık 2003’te Urfa’da açıldı.
Yedinci paket Milli Güvenlik Kurulunu sivilleşmesini de içeriyordu.
Ayrıca, “bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir” maddesini içeren ve “ikiz sözleşmeler” olarak bilinen “Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme” ve “BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme” de bu dönemde imzalandı.

2004
Yerel Seçimler
28 Mart 2004’te yerel seçimler gerçekleşti ve AKP, girdiği ikinci seçimden % 40,18 oy alarak çıktı. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki toplam 23 belediyenin 14’ü AKP yönetimine geçti.
Ölüm Cezası
7 Mayıs 2004 tarihli 5170 sayılı kanun ile ölüm cezaları ile ilgili maddeler, Anayasa’dan, 14 Temmuz 2004 tarihli 5218 sayılı kanunla da Türk Ceza Kanunu'ndan çıkarıldı.
Böylece ölüm cezası Türk Hukuku'ndan tamamen kaldırılmış oldu.
PKK Yeniden Hareketlendi
PKK 1 Haziran 2004’te “aktif savunma pozisyonu”na geçtiğini açıkladı (1998’den bu yana ateşkes durumunda kalmışlardı).
İlk Kürtçe Yayın
TRT’de ilk Kürtçe yayın 9 Haziran 2004’te Kültürel Zenginliğimiz adındaki programla Kurmançi lehçesinde yapıldı.

Tutuklu DEP Milletvekillerine Tahliye
Eylül 2004'te Yargıtay kararıyla, mahkumiyet kararları bozulunca, eski DEP milletvekilleri; Leyla Zana, Selim Sadak, Hatip Dicle ve Orhan Doğan cezaevinden tahliye edildiler.
AB Üyelik Müzakereleri
17 Aralık 2004 tarihli AB Brüksel Zirvesi'nde, Türkiye'nin siyasi kriterleri yeteri ölçüde karşıladığı belirtilerek 3 Ekim 2005'te müzakerelere başlanması kararı alındı.
Birkaç ay sonra da 8 Aralık’ta Leyla Zana’nın da içinde bulunduğu grup Kürt siyasetçi, Herald Tribune ve Le Monde gazetelerine verdikleri, ‘Türkiye’de Kürtler Ne İstiyor?’ başlıklı bir ilanda: “Türkiye’nin AB’ye girmeye hak kazanması için; Basklar, Katalanlar, İskoçların yararlandığı ve Türkiye’nin, Kıbrıs Türkleri için istediği haklardan Kürtlerin de yararlanmasını kabul etmesi gerektiğini” iddia ettiler.
2005
Diyarbakır Ziyareti
12 Ağustos 2005’te Erdoğan, Diyarbakır’a gitti, miting yaptı ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e ziyarette bulundu.
Osman Baydemir, görüşmeden bir gün sonra ilk uçakla Brüksel’e giderek Erdoğan ile yaptığı kısa görüşmenin ve aldığı mesajın içeriğini PKK Avrupa yönetimine aktardı.

AB Müzakereleri Başladı
3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg'da yapılan Hükûmetlerarası Konferans ile Türkiye resmen AB'ye katılım müzakerelerine başladı (2006-2010 yılları arasında 13 fasıl müzakereye açıldı, 2010-2013 döneminde ise yalnızca 1 fasıl müzakereye açılabildi).
Erdoğan ve “Kürt Sorunu” İfadesi
Erdoğan Diyarbakır’da yaptığı konuşmasında, “Bayrağımızın dalgalandığı her yerde herkesin birinci sınıf vatandaş olması, ülkemizde özgürlüklerin tam hakim olması, hukuk devletinin bu coğrafyada misafir değil mülk sahibi olması ve çocuklarımızın geleceğe ümitle bakması benim ve arkadaşlarımın aşkıdır, sevdasıdır, rüyasıdır. [...] Kürt sorunu ne olacak diyenlere diyorum ki bu ülkenin Başbakanı olarak bu sorun herkesten önce benim sorunumdur.” dedi.
Erdoğan’ın Kürt Sorunu Geçmişi
Erdoğan’ın başkanlığında 1991 yılında, o dönem İstanbul il başkanı olduğu Refah Partisi’nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a sunulmak üzere, bir Kürt raporu hazırlanmıştı.
Raporda, “bölgede insanların devlet terörü ve PKK terörü arasında sıkışıp kaldığı”, “PKK terörünün kınandığı gibi devlet terörünün de kınanması gerektiği” ifade ediliyordu (raporda bu şekilde yer alıyor).
Kuruluşunda, AKP Parti Programı’nda ise,
“Kimimizin Güney Doğu, kimimizin Kürt, kimimizin terör sorunu dediğimiz olay maalesef Türkiye’nin bir gerçeğidir… Bölgemizdeki kültürel farklılıklar, partimiz tarafından zenginlik kabul edilmektedir. Resmi dil ve eğitim dili Türkçe olmak şartıyla, Türkçe dışındaki dillerde yayın dâhil kültürel faaliyetlerin yapılabilmesini, partimiz ülkemizdeki birlik ve bütünlüğü zedeleyen değil, güçlendiren ve pekiştiren bir zenginlik olarak görmektedir. Bölgenin geri kalmışlığından kaynaklanan kimi olumsuzlukların giderilmesini, bölgeye dönük özel düzenlemeler yoluyla değil, genel demokratikleşme projesi bağlamında düşünmektedir.”
“Bürokratik otoriter devlet anlayışına yaslanan çözümler, sadece asayiş mantığına dayandığı için uzun vadede sorunları daha da derinleştirmektedir. Buna karşılık demokratik devlet anlayışı çerçevesindeki yaklaşımlar, ilk anda endişeyle karşılansa da uzun vadede milletimizin birlik ve bütünlüğünü pekiştiren sonuçlar doğurmaktadır… “Kültürel farklılıkların, demokratik hukuk devleti ilkesi çerçevesinde tanınması yaklaşımı”nın etkili olması gerektiği anlayışına ulaşılması, sorunun çözümünde önemli bir adımdır.” deniliyordu.
Yeni Kürt Partisi
17 Ağustos 2005’te Demokratik Toplum Partisi-DTP kuruldu.
Öcalan’ın İmralı’dan sunduğu demokratik konfederal bir sistem olan, Kürdistan Topluluklar Birliği (Koma Civakên Kurdîstan) KCK sistemi resmen ilan edildi.
PKK’nın saldırılarına yeniden başladığı 2005 yılı hareketli geçti.
Sanat, siyaset ve iş dünyasından yaklaşık 130 kişi Haziran ayında PKK’ya, silah bırakma çağrısında bulundu.

Oslo Süreci Nasıl Başladı
2005 yılı Aralık ayında, Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda ‘AB, Türkiye ve Kürt Sorunu’ konulu bir konferans düzenlendi.
Gazeteci-Yazar Amed Dicle’nin “2005-2015 PKK-Türkiye Görüşmeleri” adlı kitabına göre:
“Avrupa’daki uluslararası bir toplantıda Erdoğan ile (Dönemin Başbakanı- 2005) bir araya gelen eski bir Norveç Başbakanı Kürt hareketi ve Türkiye arasındaki sorunun çözümü için inisiyatif almak istediklerini söyledi ve kendilerinin bu konuda ne düşündüğünü sordu. Erdoğan, böyle bir girişimin olumlu olacağını belirtti. Erdoğan, daha sonra Norveç Dışişleri Bakanlığı ve Meclis Başkanlığı da yapan muhatabını dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’e yönlendirdi. Norveçli siyasetçi Erdoğan’dan ‘olumlu sinyal aldı’ ve PKK Avrupa yönetimiyle görüşerek aynı talepte bulundu. Bunun üzerine Norveçli aracılar Kandil’e giderek Murat Karayılan ve Duran Kalkan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Norveç heyeti Emre Taner ile iki defa görüşüp PKK’lı muhataplarını konu hakkında bilgilendirdi ve bu diyalog böylece başladı.
“İmralı, Kandil, Kürt Siyasal Partileri, Devlet ve İktidar” tarafları arasındaki görüşmeleri, Merkezi Cenevre’de bulunan bir aracı kuruluşun İngiliz temsilcileri organize ettiler.
2006
Oslo görüşmeleri öncesinde , ilkinde Kandil’den gelen Kürt heyeti ile aracılar 5 Şubat 2006’da İsviçre / Cenevre’de toplandılar.
Nisan ayının ilk haftasında Oslo görüşmelerini organize eden aracı kurumun beş kişiden oluşan Temsilci Heyet’i Kandil’e giderek Murat Karayılan başkanlığındaki KCK yönetimiyle görüştü.
MİT Müsteşarı Emre Taner başkanlığındaki devlet heyeti ile Sabri Ok başkanlığındaki Kürt tarafı arasında varılan mutabakatın gereği; önce ateşkes ilan edilecek, ondan sonra görüşmeler devam edecek, sorun daha kapsamlı konuşulacaktı.
DTP süreçte aktif rol alacak, Öcalan’ın içinde tutulduğu tecrit şartlarında ilk etapta değişiklikler yapılacak, AKP’nin 2005 yılında çıkardığı ‘Terörle Mücadele Yasası’ ve benzeri ‘baskıcı’ yasalar yürürlükten kaldırılacak, sorunun çözümü için adımlar bu şekilde olgunlaştırılacaktı. Daha sonra bu görüşmelere resmiyet kazandırılacak ve böylece Kürt sorunu siyasal demokratik yollarla çözüme evrilecekti.
Haziran ayında Terörle Mücadele Yasa Tasarısı Mecliste kabul edildi.
Eylül ayı başında, Ankara’daki DTP Genel Merkezi’ne giden Mam Celal’ın özel temsilcisi, Emre Taner’in görüşme talebini iletti. Talabani, ‘Kürt tarafının bu görüşmeye önem vermesini’ rica etmişti. Ahmet Türk partinin dar yönetimiyle konuyu görüştükten sonra talebi kabul etti. Bunun üzerine bir genel başkan yardımcısını da yanına alarak, belirlenen tarihte Ankara’da Emre Taner ile görüştü.
Öcalan ve DTP’nin ateşkes çağrısı üzerine PKK, 1 Ekim’de Kürt sorununun çözümü ve demokratik sürecin başlatılması amacıyla ateşkes ilan ettiğini açıkladı.
Ateşkes kararını açıklamadan hemen bir gün sonra, 2 Ekim’de dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ, Van’ın Erciş ilçesine giderek çok sert açıklamalarda bulundu.
PKK Deklarasyonu
Yayınladığı deklarasyonda: “Kürt kimliğinin tanınarak, Türkiyelilik üst kimliği çatısı altında anayasal güvenceye kavuşturulması, Kürt dili ve kültürünün önündeki engellerin kaldırılmasını, Kürtçenin Doğu ve Güneydoğu’da ikinci dil olarak kabul edilmesi, kendisi dâhil bütün siyasi tutukluların serbest bırakılması, askerin bölgeden çekilmesi ve koruculuğun kaldırılması gibi taleplerde bulundu”.

2007
Barış Konferansı
Sanat, siyaset ve iş dünyasından grup aydın 2007’nin Ocak ayında Ankara’da iki gün süren ‘Türkiye Barışını Arıyor’ isimli bir konferans düzenlediler. Açış konuşmasını Yaşar Kemal yaptı.
Ateşkes
19 Ocak’ta Agos Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Hrant Dink, uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
Şubat ayında cumhurbaşkanlığı seçimlerine çatışmasız bir ortamda gidilmesinin faydalı olacağını söyleyen Öcalan’ın ateşkesi uzatma çağrısı üzerine PKK ateşkesi uzattı.

Cumhuriyet Mitingleri ve 27 Nisan Muhtırası
Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ülke gündemini değiştirmişti. Laiklik ve başörtüsü tartışmaları başlamış; ülkenin pek çok yerinde Cumhuriyet mitingleri yapılıyordu. Siyasi tarihimize 367 krizi olarak geçecek olan tartışma sürüyordu. Cumhurbaşkanlığı için ilk oylamanın yapıldığı ve krizin başladığı 27 Nisan günü akşamı Genel Kurmay Başkanlığı, internet sitesinde bir bildiri yayınladı.
Genel Seçimler
AKP, politikalarında değişikliğe gitti ve 27 Temmuz 2007 erken Genel Seçimi’ne, “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” sloganı ile girdi. Seçimde AKP, % 46,47 oy alarak tek başına iktidar oldu.
2007 seçimleri sonucunda Demokratik Toplum Partisi – DTP de baraj nedeniyle bağımsız adaylarla seçime girdi ve 26 milletvekili ile TBMM’de temsil imkânına sahip oldu.
Erdoğan, yeni Hükûmeti kurdu.

Cumhurbaşkanı Gül ve Referandum
28 Ağustos 2007’de Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildi.
Seçimden kısa süre sonra referanduma gidildi.
Cumhurbaşkanının beşer yıllık iki dönem için halk tarafından seçilmesini sağlayan, milletvekilliği süresini beş yıldan 4 yıla indiren düzenlemeleri de içeren anayasa teklifi, 21 Ekim 2007’de halkoyuna sunuldu ve % 68,9 oy oranıyla kabul edildi.
TRT, 24 Saat Kürtçe Yayın, Reklam
Yeni Hükûmet, daha önce farklı dil ve lehçelerde yayın hakkı yapılabilmesini sağlayan düzenlemelerle ilgili olarak, özel televizyonlarla birlikte TRT’nin de bu alanda yayın yapabilmesinin önündeki yasal engelleri 5767 sayılı kanunla kaldırdı. Daha sonra yapılan bir düzenlemeyle de 24 saat yayın imkânı getirildi. TRT Reklam Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle Türkçe’nin dışındaki dillerde reklam yapılabilmesinin önü de açılmış oldu.
Cezaevi Görüşmelerinde Farklı Dil Kullanabilme
Diğer yandan ‘Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki tüzükte değişiklik yapılarak, hükümlünün kendisinin ya da görüşeceği kişinin Türkçe bilmediğini beyan etmesi halinde önce telefonla görüşmesine izin verildi, daha sonra çıkarılan yönetmelikle de cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin ziyaretçileriyle Türkçe dışındaki dillerle yüz yüze görüşebilmesi mümkün oldu.
Farklı Diller İçin Enstitü Kurulması
Üniversitelerde de farklı dil ve lehçelerde akademik çalışma yapılabilmesi, enstitü kurulması ve seçmeli ders konulabilmesi de bu dönemde yapılan düzenlemelerle sağlandı.
Türkçe dışındaki kültürel faaliyetlerin desteklenmesini sağlayan düzenlemelerle birlikte, özellikle bölgedeki çağrı merkezlerinde Kürtçe ve Zazaca bilen personelin istihdamı başladı.

2008
AKP Kapatma Davası
AKP için 2008 Mart ayında “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” iddiasıyla kapatma davası açıldı. Dava, 2008 Temmuz ayında, “partinin kapatılmaması” ve “laiklik karşıtı eylemlere odak olmaktan, hazine yardımının yarısının kesilmesi” kararıyla sonuçlandı.
Olaylı Nevruz
2008 Nevruz kutlamaları da olaylı geçti. Son yıllarda eylemlerde ön saflarda çocuklar da yer alıyordu ve “Taş atan çocuklar” konusu uzun süre gündemde kalacaktı.
Türban Tartışmaları, Deniz Feneri, Ergenekon, Ekonomik Kriz
Aynı dönemde, üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılması dolayısıyla türban tartışmaları başladı, Deniz Feneri davasıyla Hükûmeti oldukça sıkıştırdı, Ergenekon davası ile çok sayıda rütbeli asker tutuklandı ve dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik kriz gündem oluşturdu.
Yeni Kürt Partisi
3 Mayıs 2008’de yine Kürt sorunu kökenli siyasi kadrolarca Barış ve Demokrasi Partisi – BDP kuruldu.
Oslo Ön Toplantısı
3 Temmuz 2008’de Cenevre’de aracı kurumun merkezinde Kürt ve Türk taraflarının katılımıyla yapıldı.
Toplantıya Kürt tarafından Remzi Kartal ile Zübeyir Aydar, Türk tarafından ise aracıların ‘Bayan Güneş’ diye hitap ettikleri ‘Ayla’ kod isimli (sonradan Afet Güneş olduğu anlaşılan) MİT Müsteşar yardımcısı katıldı.
(Bütün ‘Oslo Görüşmeleri’ önce Öcalan, sonra PKK ile yapılır. 11 toplantı şeklinde yapılan bu görüşmeler için Öcalan’ın gönderdiği yaklaşık 15 mektubun orijinallerinin devlet arşivlerinde, kopyalarının ise PKK ve aracı kurumun arşivlerinde bulunduğu biliniyor).

Ergenekon Davaları
Bu süreçte, Türk Ordusu’nu çökertmek üzere (sonradan, ABD ve FETÖ işbirliği ile gerçekleştirildiği anlaşılan) operasyonlar başlatıldı. İlk dava 86 sanıkla 25 Temmuz 2008’de, ikincisi ise 25 Mart 2009’da açıldı (27 Nisan 2012'de İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, yürüttüğü birinci ve ikinci Ergenekon davaları birleştirildi).
Silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek, Cumhuriyet gazetesi ve Danıştay'a Saldırıları azmettirmek, 2003-2004 yıllarında askeri darbeye teşebbüs etmek, S-1 suikast yapılanması, İrticayla Mücadele Eylem Planı, İnternet andıcı gibi daha bir çok olayı ve iddiayı içerecek şekilde “Ergenekon Terör Örgütü” kurmak, yönetmek, yardım ve yataklık etmek suçlarından davalar açıldı. Ergenekon kapsamındaki ilk iddianame Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın tarafından hazırlandı.
(Generaller, Amiraller, Albaylar, subaylar, gazeteci ve yazarlar ile toplumun bir çok kesiminden Kemalist-Ulusalcı nitelikteki insanları kapsayan ve 274 sanıkla başlayan, sonrasında 235 sanık yönünden devam eden 'Ergenekon' davasında 1 Temmuz 2019’da, tüm sanıkların; ‘silahlı örgüt kurmak yönetmek, üyelik, yardım ve yataklık' suçundan beraatine hükmedildi. Beraat kararı 15 Temmuz Darbesi sonrasında yaşanan olaylardan sonra gerçekleşti).
Oslo -1 Görüşmesi
Oslo Görüşmeleri olarak adlandıracağımız ilk toplantı 3-4 Eylül 2008 tarihinde yapıldı.
Türk tarafı, toplantıda, “Bizim konuları hükümetle tartışmamız lazım, görüşmelerin Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın onayıyla yapılıyor olsa da “Biz sizin gibi değiliz, sizin yetkiniz var, bizim yok “ diyor.
Norveç’in başkenti Oslo’daki görüşmede, taraflar iyi niyet beyanında bulunuyorlar.
Oslo-1 toplantısından sonra aracı kurumun yetkilileri 4 Aralık 2008’de Kandil’e gider ve Ankara’dan talebiyle, 29 Mart 2009 seçimleri öncesi PKK’nın ateşkes ilan etmesini isterler.
2009
TRT Şeş
Kürtçe yayın yapacak olan TRT Şeş (6) , yeni yılın ilk günü yayın hayatına başladı (Ocak 2015’te adı, TRT Kurdî olarak değiştirildi).
TBMM’de Kürtçe Grup Konuşması
Şubat ayının sonlarına doğru DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, partisinin grup toplantısında yaptığı ve bir kısmına Kürtçe devam ettiği konuşmasında şöyle diyordu: “Bizim Türkiye'de resmi dilin Türkçe olmasına herhangi bir itirazımız olamaz, ancak yerel yönetim gibi, eğitim alanı gibi, basın yayın alanı gibi, ya da yerel meclisler gibi alanlarda Kürtçe üzerindeki bütün yasakların kalkması ve Anayasal güvenceye bağlanması talebimizin de son derece gerçekçi bir insani talep olduğunun anlaşılmasını istiyoruz.”
Ahmet Türk’ün Kürtçe konuşması, tepkiyle karşılandı. Eski cumhurbaşkanlarından Demirel’de bu tartışmaya katılarak, “Halk kendi arasında, evinde, yerinde ne konuşuyor ayrı mesele, ama kamu hizmetinin görüldüğü yerlerde Türkçe konuşulur. Buna karşı çıkmak aslında sorun yaratmaktır“ dedi.
MHP ise grup toplantısında Kürtçe konuşulmasına ortam sağladığı için AKP’yi suçluyordu.
Oslo -2 Görüşmesi
12, 13 ve 14 Mart 2009’da gerçekleşen toplantıda Afet Güneş, Kürt tarafına “Siz seçimlerde elinizdeki 53-54 belediyeden yarısından fazlasını kaybedeceksiniz. Devlet karar aldı. Artık Kürt halkı peşinizden gelmeyecek. TRT 6 açıldı. Kürtçe kurslar ve Kürdoloji bölümleri açıldı. Kürtler artık size oy vermeyecek. Büyük bir siyasi hezimete uğrayacaksınız” diyor.
Çözüm Süreci
Cumhurbaşkanı Gül 2009’un Mart ayı başlarında bir yurt dışı seyahati öncesi “Kürt sorunuyla ilgili güzel şeyler olacak” dedi. Bu çıkışının ardından birkaç gün sonra Gül’ün Bağdat seyahati esnasında gazetecilerle sohbetinde Irak’ın Kuzeyi için “Kürdistan” ifadesini kullandı.
Abdullah Gül Kürt sorunu için, Türkiye’nin, halledilmesi gereken birinci sorunu olduğunu ifade etti.
Kısa bir süre sonra, 31 Mayıs’ta PKK, ateşkesi uzattığını açıkladı.
Gelişmeler kamuoyuna henüz açıklanmayan bir şeylerin olduğunu gösteriyordu.

Oslo -3 Görüşmesi
22 Mayıs 2009’da yapılan toplantıda, Türk heyeti, Öcalan’dan getirdikleri mektubu PKK heyetine teslim etti. Öcalan, “Çözüm İçin Yol Haritası” sunmuştu.
KCK Operasyonları’na ilişkin de devlet heyeti, bu operasyonların devam etmeyeceğini, bunların devlet içindeki başka bir grup tarafından yapıldığını vurguladı.
PKK tarafı 1 Haziran 2009’a kadar ilan edilen, ‘Saldırı olmadıkça eylem yapılmayacağı’ yönündeki çatışmasızlık kararının, 15 Temmuz 2009 tarihine kadar uzatılmasını kabul etti.
Oslo -4 Görüşmesi
01 Temmuz 2009’da yapılan toplantıda, Türk heyeti, Öcalan’dan getirdikleri yeni mektubu PKK heyetine teslim etti. Öcalan’ın, “Yol Haritası” üzerinde duruldu.
Kürt tarafı, DTP’ye düzenlenen operasyonların durdurulmasını ve tutuksuz yargılamanın en kısa sürede başlatılmasını istedi. PKK tarafından 15 Temmuz 2009’a kadar ilan edilen, ‘Saldırı olmadıkça eylem yapılmayacağı’ yönündeki çatışmasızlık kararının, 1 Eylül 2009 tarihine kadar uzatılmasını kabul etti.
Kürt Açılımı
İçişleri Bakanı Beşir Atalay 29 Temmuzda yaptığı açıklamayla Kürt Açılımı’nı kamuoyuyla paylaştı. Atalay’ın bu açıklamasından birkaç gün sonra Başbakan Erdoğan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’le bir araya geldi. Türk, toplantı sonrasında “mutlu ve umutlu” olduğunu söyleyerek herkese görev ve sorumluluk düştüğünü belirtti.
Erdoğan ise; anaların gözyaşının dinmesini ve ölümlerin son bulmasını istediğini söyleyerek bu kapsamda İçişleri Bakanlığı’nın koordinasyonunda bir süreç başlattıklarını ifade etti.
Dikkat çeken, Erdoğan’ın ‘Başbakan’ sıfatıyla değil, AKP Genel Başkanı ve Grup Başkanı sıfatıyla görüşmeyi yapmış olmasıydı.
Aynı günlerde Abdullah Gül, Bitlis ziyareti sırasında Güroymak ilçesi için eski adı olan Norşin’i kullandı.
Yerleşim yerlerine eski isimlerinin iadesi konusu da böylelikle uygulamaya geçti.
Gelişmeler uluslararası arenada da yakından takip ediliyordu. The Economist dergisi, 28 Ağustosta, süreci ‘Kürt açılımı cesaret verici’ başlığıyla sayfalarına taşıdı.
Süreci siyasi partilerle istişare ederek yürütmek isteyen Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a sürece ilişkin gelinen noktayı anlatmak ve görüşlerini almak istediğini bildiren bir mektup gönderdi. Baykal öneri ve çekincelerini aktardığı bir mektupla görüşme talebini kabul ettiklerini iletti. Bir şartı vardı: Görüşme, şeffaf ve kapalı kapılar ardında olmayan, halkın da öğrenebileceği şekilde olmalıydı. Erdoğan ise kameralarla görüşmeye karşı olduğunu ifade etti ve görüşme yapılamadı.
Oslo -5 Görüşmesi
13 Eylül 2009’da yapılan toplantıya Hakan Fidan ilk defa Başbakan Müsteşar Yardımcısı olarak katıldı ve ‘siyasi temsilci olarak artık orada bulunacağını’ ifade etti. Fidan, Oslo’ya gelmeden önce İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan ile görüşmüştü.
Toplantıda PKK tarafının “operasyonların kesin olarak durdurulması” talebi ve Türk tarafının “ PKK’nın kalıcı olarak eylemsizlik ilan etmesi” talebi konusunda mutabakat sağlanamadı. Diğer konularda süreç işletiliyordu.
Brüksel Toplantısı
Tarih 13 Ekim 2009’da Belçika’nın başkenti Brüksel’de (Oslo görüşmeleri formatında) yapılan görüşmede bir taraftan MİT Müsteşarı Emre Taner ile Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş yer alırken, diğer taraftan ise Sabri Ok, Zübeyir Aydar ve Adem Uzun yer alıyordu.
Konu, Öcalan’ın, görüşmelerde sürece ivme kazandırmak için ‘Barış Grupları’ oluşturulması talebiydi.
Uzlaşma üzerine Kandil’de ‘Barış Grubu’nda yer alacak kişiler için isimler netleştirildi ve Habur’dan giriş planlandı.

Habur Olayı
Ekim ayına gelindiğinde bir başka önemli gelişme yaşandı. Öcalan’ın çağrısıyla, Kandil ve Mahmur’daki kamplardan gelen 34 PKK’lı Habur’dan ülkeye giriş yaptı. Habur’da Sınırı geçerek jandarmaya teslim olan grubu karşılamak için elli bin kişi sınıra gelmişti.
2009’da Kandil ve Mahmur'dan gelen PKK'lıları Habur'da kurulan ve ”Çadır mahkemesi” adı verilen mahkemede, İstanbul Küçükçekmece’den bölgeye özel olarak gönderilen hakim Asabil Yırtıcı tarafından yargılanıp serbest bırakıldılar.
21 Ekim 2009 tarihinde partisinin grup toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, “Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Bu bir umuttur. Türkiye’de bir şeyler oluyor; iyi, güzel şeyler oluyor. 34 kişi sınırı geçti ve yasalarımız çerçevesinde bırakıldı. Bunu son derece olumlu ve sevindirici bir gelişme olarak görüyorum. (…) Gerek dağdakilere, gerek Mahmur Kampı’nda olanlara, gerek Avrupa’da olanlara çağrımı yineliyorum; vakit yitirmeden ülkelerine dönmelerini tavsiye ediyorum…” diyordu.
Erdoğan’ın sevindirici ve umutlandırıcı bulduğu gelişme muhalefet tarafından tepkiyle karşılandı. Bayram havasında geçen PKK’lı grubun ülkeye girişiyle ilgili Baykal “teslim olmaya değil, teslim almaya geliyorlar” yorumunu yapıyordu.
MHP kanadı ise süreci “PKK Açılımı” olarak isimlendiriyor, Habur’dan giriş yapanlar için “dağa çiçek toplamak için mi çıktılar?” diye soruyordu.
Habur, sürecin ilk kırılma noktalarından biri oldu. Buna rağmen, Hükûmet, süreci yürütmekte kararlıydı. Erdoğan “korkaklar zafer anıtı dikemez” diyerek kararlılıklarını ifade ediyordu.

Demokratik Açılım
AKP 13 Kasım’da Demokratik açılımı Meclis’e taşıdı. TBMM Genel Kurulu, “Demokratik Açılım” özel gündemiyle toplandı. İlk sözü önerge sahibi İçişleri Bakanı Beşir Atalay aldı. Atalay konuşmasında Demokratik Açılım’ın terörün sonlandırılması ve demokrasinin yükseltilmesi hedeflerini taşıdığını söyleyerek o güne kadar yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verdi.
Atalay’dan sonra kürsüye gelen Ahmet Türk, “Bunun bir Türk-Kürt çatışması olmadığını, demokrasinin sadece Kürtlerin talebi olmadığını, Türk kavramı ve Türk milleti tanımının özünden boşaltıldığı”nı dile getirdi. “AKP Hükûmeti’nin başlattığı sürecin çözümden uzak olduğu”nu söyleyen Türk, “TBMM’de bulunan bütün partilerin temsil edileceği bir komisyon kurulmasını ve geçmişle yüzleşilmesi”ni önerdi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli ise konuşmasında meclisin en talihsiz günlerinden birini yaşadığını ifade ederek, “Türkiye’yi uçuruma sürükleyenlerin milleti bölme hayallerini mi tartışacağız” diye soruyordu. Hükûmeti bölücülüğün önünü açmakla suçlayan Bahçeli, “terörün silahla yapamadığını Hükûmetin siyasetle yaptığı”nı iddia ediyordu. Hükûmetin görevinin ayrıştırmak olmadığını ifade eden Bahçeli, yürüttüğü süreçle “25 yıldır PKK’nın başaramadığı ayrışmayı Hükûmetin başardığını, MHP için konunun açılmamak üzere kapandığı”nı söyledi.
Konuşmasında “Türkiye’ye açılımın dayatıldığı”nı söyleyen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Habur’dan giriş yapanların bir pişmanlık içinde olmadıkları”nı söyledi. İktidar ve İmralı’nın işbirliği içinde olduğunu iddia eden Baykal, dünyada ilk kez bir Hükûmetin kendisine silah doğrultan ve bırakmayacağını söyleyen bir grupla dayanışma içinde olduğunu ifade ediyordu.
Kürtçe konuşmanın önündeki engelin kalkması için 1991’de ilk kez kendisi imzasıyla meclise teklif verildiğini ve bunun için DGM’ye gönderildiğini hatırlatan Baykal, yapılması gerekenin bakış açısının değişmesi olduğunu, gerçekten bir Kürt açılımı yaparak, insanların hakkına sahip çıkılması gerektiğini, Hükûmetin ise PKK ile işbirliği içinde olduğunu söyledi.
Muhalefetle bir uzlaşı zemini bulunamadı.
AKP’nin süreci yürütmeye dair kararlılığını, Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “ya biz bu meseleyi çözeriz ya bu mesele bizi çözer” diyerek özetliyordu.
11 Aralık 2009’da DTP kapatıldı.
Genel Başkan Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk’un milletvekillikleri düşürüldü.
2010
Brüksel Toplantısı
Habur olayından sonra 27 Şubat 2010’da Brüksel’de bir toplantı daha yapıldı.
Toplantıda Türk tarafından; Hakan Fidan, Afet Güneş yer alırken, Kürt tarafından da Sabri Ok, Zübeyir Aydar ve Adem Uzun bulunuyordu.
Öcalan’la görüşülmüş ve Öcalan’ın PKK’ya yazdığı bir mektup getirilmişti.
Konu Nisan ayındaki anayasa değişikliğiydi. Kürt milletvekillerinin bu değişikliğe ‘evet’ demesi bekleniyordu. Ret cevabı alındı, toplantı dağıldı (Günü geldiğinde, Meclis’teki BDP Grubu, AKP’nin bu paketini boykot ederek desteklemedi).
PKK, daha önce ilan edilen ateşkesin 1 Haziran 2010 tarihinde sona ereceğini açıkladı.

Brüksel Operasyonu
4 Mart 2010’da Brüksel’de; KNK binası, Roj TV stüdyoları ve BDP Temsilciliğine aynı anda polis baskını düzenlendi. Bu baskında Oslo Görüşmecileri; Zübeyir Aydar, Remzi Kartal ve Adem Uzun’un da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Aydar, Kartal ve Uzun’un arşivinde bulunan Oslo notları, görüşme tutanakları, Öcalan’dan gelen mektuplara polis tarafından el konuldu. Aynı gece Brüksel’de bulunan ve PKK’nın Avrupa çalışmalarından sorumlu olan Sabri Ok’tan ise ūlkeyi terk etmesi istendi.
Yol Kontrolü, Yayla ve Meralar, Eski Adlar, Kürtçe Propaganda
Bölgedeki vatandaşların günlük hayatını kolaylaştırmak amacını taşıyan yol kontrol noktalarının sayısını azaltan yasal düzenleme 2010 Ocak ayında yürürlüğe girdi. Beraberinde yayla ve meralar yeniden kullanıma açıldı, yerleşim birimlerinin eski adlarının verilmesinin önü açıldı. Türkçe dışındaki dillerde propaganda yapılması imkânı da 2010 yılındaki düzenlemelerle sağlandı.
Süreç Savunması
Bu gelişmeler yaşanırken Erdoğan, süreci anlatmak ve destek sağlamak için farklı gruplardan insanlarla bir araya geliyordu. Bu görüşmelerden ilki sanatçılarla gerçekleşti. Toplantılar yazarlar, spor camiası, sivil toplum örgütleriyle devam edecekti.
Muhalefet ise tepkisini dillendirmeye devam ediyordu.
2010 Mart’ında Şanlıurfa’da gerçekleştirdiği mitingde Devlet Bahçeli, “1919'lu yıllarda Urfalı'nın yumruğunu yiyenler, şimdi yeni bir oyun peşindeler. İstiyorlar ki bölünelim, parçalanalım, bekliyorlar ki ayrılalım, dağılalım, umuyorlar ki çözülelim ve birbirimize küselim, adı 'açılım' denilen tuzağa düşelim, lime lime olalım, parça parça dökülelim” diyordu.
Erdoğan’ın “Sivas’ın ötesine geçemiyorlar” sözüne karşılık da “Başbakan Erdoğan’ın kafasındaki Sivas-Gavurdağı sınırını yıkmaya geldim” diye ekliyordu.
Oslo -6 Görüşmesi
2 Mayıs 2010’da yapılan toplantıya, Türkiye’den MİT Müsteşar Yardımcısı Hakan Fidan ve Afet Güneş, Kandil’den Sabri Ok ile Sozdar Avesta, Avrupa’dan ise Zübeyir Aydar, Adem Uzun ve Remzi Kartal katıldılar.
Türk heyetinin gündemi, “Meclis’ten yeni geçmiş anayasa paketinin referanduma götürülmesi süreci” iken Kürt heyetinin gündemi, “devletin çözümsüzlük politikasından vazgeçmesi ve anayasal adımları atması” oldu.
Toplantı sonrası, Öcalan, 1 Haziran 2010 tarihinden itibaren süreçten çekileceğini açıkladı.
Öcalan, “Ben artık bu süreçte yokum, çünkü devlet-hükümet tamamen zamana oynuyor, zaman kazanmak istiyor, samimi değil ve çözüm istemiyor” diyerek çekildiğini açıkladı.
Açıklama sonrası ateşkes fiilen sona erdi.
Kürtlerin referandumu boykot etme fikri ve PKK’nın silahlı eylemler yapacak olması büyük sıkıntıya sebep oldu.
Haziran ve temmuz aylarında Öcalan’la yapılan birkaç görüşmeden sonra, yeni bir Oslo toplantısının altyapısı hazırlandı.
Öcalan’ın ikna edilmesi sonucu, Öcalan’ın PKK’dan talep etmesi üzerine, Karayılan (açıklamayı reddettiği için) yerine dönemin Yürütme Konseyi başkan yardımcıları Bozan Tekin ve Ronahi Serhat tarafından 13 Ağustos 2010 tarihinde ateşkes ilan edilir.

Kaset Skandalı
Bütün bu gelişmeler yaşanırken Türkiye, demokratik açılımı gündemin ikinci sırasına iten kaset skandalıyla çalkalandı. MHP’de genel başkan yardımcılarının istifasına neden olan skandal, CHP’de kelimenin tam anlamıyla depreme neden oldu. Kaset skandalına adı karışan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 10 Mayıs 2010’da Genel Başkanlık görevinden istifa ettiğini açıkladı. Baykal’dan boşalan Genel Başkanlık koltuğuna CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu oturdu.
Süreçte Zorlanma
İçerde bunlar olurken PKK’nın ikinci adamı olarak görülen Duran Kalkan’ın Haziran ayında, “Öcalan’ı kapsayan bir genel af da olsa silah bırakmayacakları”nı açıklaması, süreçle ilgili soru işaretleri oluşturuyordu. Bu açıklamadan kısa süre sonra Habur’dan giriş yapan 34 kişiden 13’ü hakkında tutuklama kararı çıkması üzerine, Barış ve Demokrasi Partisi - BDP Grup Başkanvekili Bengi Yıldız, “açılımın şekil itibariyle var olduğunu, yapılan tutuklamalarla bittiğini” söyledi.
Oslo -7 Görüşmesi
19 Ağustos 2010’da Türk heyeti, Oslo’ya gelmeden önce her zaman olduğu gibi yine İmralı Adası’na giderek Öcalan’la görüşmüş ve Öcalan’ın mektubunu PKK heyetine ulaştırmıştır.
Türk heyetinin görüşmedeki temel amacı “12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşecek referandumu Kürtlerin boykot etmemesi veya desteklemesi” iken Kürt tarafınınki ise “verilen sözlerin yerine getirilmesi ve anasayal adımların atılması” olmuştur.
Referandum konusunda bir uzlaşma çıkmamış, BDP lideri Selahattin Demirtaş bir konuşmasında tavırlarını şöyle açıklamıştı: "30 yıldır süren bir savaş var. Neredeyse bütün Kürt halkı terörist ilan edilmiştir. MHP, CHP ve AKP'nin söylemlerine bakılırsa bu ülke 50 defa bölünmüştü. Eğer bölünmüyorsa Kürt halkının kardeşlik politikasındandır. Bunu Başbakan'ın anlaması gerekmektedir. Bu kandırmaca Anayasa değişikliğine karşı oy kullanmayacağız. Oy kullanmayıp bu rejimi boykot ettiğimizi göstermek istiyoruz. Yeni bir anayasada kim özgürlük istiyor, kim ana dilde eğitim görmek istiyor, hangi öğrenciler parasız eğitim istiyor bunu herkes görecektir."

Referandum
Bu arada 12 Eylül 2010’da Türkiye bir referanduma daha gitti.
Anayasa Mahkemesi dahil olmak üzere yargı sisteminin baştan aşağı değişmesi ve siyasi parti kapatmanın zorlaştırılması gibi maddeleri içeren referandum sürecinde PKK, tekrar eylemsizlik kararı aldığını açıkladı.
% 57.8 ile evet oyu alan 26 maddelik anayasa değişikliğinin ardından gündem yine ‘açılım’ oldu.
Ancak BDP, PKK’nın ateşkesi bitireceği 31 Ekim tarihine kadar sürecin iyi değerlendirilmesini aksi takdirde 1 Kasım’dan sonra büyük şiddet olaylarının başlayabileceğini açıklıyordu.
Bu arada, Kültür Bakanlığı 1 Aralık 2010’da Kürt dili ve edebiyatının önemli eserlerinden Mem-ü Zin’i ve bazı Kürtçe eserlerin çevirisini yaparak tıpkıbasım yayınlara başladı.
Seçim Kanunu’nda yapılan değişiklikle Kürtçe propaganda yapılabilmesi sağlandı.
Oslo -8 Görüşmesi
2010 Ağustos ayı sonunda yapılan toplantıda, İmralı’ya gidecek PKK’lılar konusu konuşuldu.
İki kadın, iki erkek PKK yetkilisi İmralı’ya giderek Öcalan’la görüşecekti.
2011
Oslo -9 Görüşmesi
2011 Ocak ayında yapılan görüşmede süregelen konular görüşülürken, bir yandan da devlet tarafından eş zamanlı olarak bir operasyon hazırlanıyordu.
Ankara Tahran’a PKK’yı birlikte bitirmek üzere bir öneride bulunuyordu. “PKK ve sizdeki uzantısı PJAK’ı bir sandviç harekatı düzenleyelim, ortadan kaldıralım.” deniliyordu.
İran’ın yanıtı: “Eğer böyle bir operasyon yapılacaksa; ABD ve NATO desteklerse, Iraklı Kürtler de desteklerse başarılı olur.” şeklinde oluyordu.
Ancak, Temmuz ayında Türkiye’de genel seçimler yapılacaktı ve olası bir çatışma AKP’yi zor duruma düşürebilirdi.
Bu arada, Celal Talabani ve Neçirvan Barzani Tahran’a giderek İranlı yetkililerle bir araya geldiler. PKK’ya karşı ‘sandviç operasyonu’nu reddetmediler ama geri cephede yer alacaklarını ifade ederek anlaşmayı imzaladılar.
PKK yönetimi çok kısa bir süre sonra Tahran ile Ankara tarafından yapılan bu plandan haberdar olur. Mayıs ayının başlarında İmralı’da devlet heyetiyle görüşen Öcalan yeni bir adım atar. Oslo’da yürütülen tartışmaları artık nihai bir sonuca ve zirveye taşımak için, üç başlık altında hazırladığı protokolleri devlet ve PKK heyetine sunar. Devlet heyeti, Oslo arabulucuları üzerinden bu protokolleri PKK yönetimine ulaştırır. Protokoller 10 Mayıs’ta Kandil’e ulaşır ve PKK yönetimi tarafından kabul edilir.

Hak Talepleri
2011 Şubat’ında milletvekilliği düşürülen Aysel Tuğluk, Türkiye’de barış ortamının sağlanabilmesi için Öcalan’a ev hapsi verilmesinin şart olduğunu söyledi.
Oslo -10 Görüşmesi
12 Mayıs’ta yapılan toplantıda, “Oslo sürecinin başlangıcından bugüne dek yürütülen çalışmalar ve atılan olumlu adımlar, Kürt sorununun siyaset zemininde ve kamuoyu nezdinde tartışılabilir hale gelmesine ciddi katkı sağlamıştır” tespiti yapıldı. Taraflar, süregelen Oslo ve İmralı süreci bağlamında Kürt sorununun çözümü konusundaki kararlılıklarını koruduklarını ifade ettiler.
Hakan Fidan ve Muhammet Dervişoğlu’ndan oluşan Türk heyeti, Oslo -10 toplantısında, ‘artık bizim işimiz bitti. Biz bu protokolleri hükümete sunacağız, hükümetin karar vermesi gerekiyor’ tavrını koydular.
Öcalan öncesinde, seçimlere kadar süre tanımış ve hükümetin 12 Haziran’da kararını vermesi gerektiğini belirtirken, sonrasında Temmuz ayı başına kadar cevap verilmesini istedi.
Taraflar, müzakereleri derinleştirmek ve gündemdeki konuları tartışmak üzere hazırlıklarını yaparak Haziran 2011’in ikinci yarısında (seçimden sonra) bir araya gelmeyi kararlaştırdılar.
Sürecin takvimi belirlenmiştir. 12 Haziran seçimleri olacak ve hükümet somut yasal adımlar atacaktır.
Erdoğan, 9 Haziran 2011 akşamı ATV’de yaptığı konuşmada, Öcalan’ın protokollerine karşı tavrını şu şekilde ortaya koyar: “Abdullah Öcalan 1999’da Türkiye’ye getirildiğinde ben eğer hükümet olsaydım, mahkemenin idam kararını uygulayacaktım.”
Süreç artık sona ermiştir.
Genel Seçim
12 Haziran 2011’de yapılan Genel Seçim’den AKP % 49,8 oy birinci parti olarak çıktı. BDP % 6,4 oy alarak mecliste 34 sandalyenin sahibi oldu.
AKP 2011 Genel Seçim Beyannamesi’nde, “AKP’nin kapsamlı bir program yürüterek ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ ilkesini hayata geçirmek istediği ve terör sorunlarının Türkiye’nin büyüklüğüne yaraşır projelerle çözülmez ise karşılaşılacak en büyük tehlikenin sosyal uyuşmazlık olacağı” vurgulanıyordu.
Beyannamenin en dikkat çeken tarafı ise, “Kürt” ifadesinin hiç kullanılmamış olmasıdır. Sadece yapılan düzenlemelerden bahsedilirken TRT Şeş’in açılması bahsinde “Kürtçe” yayına başlandığı söylenmiştir.
Bu arada, 12 Haziran’daki seçimlerden iki gün sonra, 14 Haziran’da devlet heyeti İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan’la görüşerek durum değerlendirmesi yaptı.
Oslo -11 Görüşmesi
5 Temmuz 2011’de heyetler son kez biraraya geldiler.
Ankara’dan gelen heyet, yasal adımların atılacağını ve bu konuda hükümetten yanıt beklediklerini ifade ederken ‘PKK’nın sabırlı olmasını’ telkin ediyor, PKK ise ‘oyunu bozan taraf’ görüntüsünü vermemek için masadan kalkmıyordu.
14 Temmuz 2011'de Diyarbakır'ın Silvan kırsalında güvenlik güçleri ve PKK militanları arasında çıkan çatışmada 13 Türk askeri şehit oldu.
Silvan'da askeri birliklere karşı kurulan pusu, başlatmasından sonra giriştiği en büyük saldırı niteliğinde olan, 14 Temmuz 2011’deki Silvan çatışması, artık sürecin yeniden çatışma dönemine evrilmesinin başlangıcı oldu.
Erdoğan PKK’nın beklediği cevabı 14 Temmuz 2011 tarihinde verdi: “Türkiye, demokrasiden, hukuktan ve kardeşlikten asla taviz vermeden, terörün de, onun gerisindeki güçlerin de üstesinden gelmeyi başaracaktır."
Tam iki gün sonra, 16 Temmuz 2011’de de İran Kandil’e kapsamlı bir operasyon başlattı.
Operasyon yeterli başarıyı sağlayamadı.
Bir süre sonra; Kürdistan Yurtseverler Birliği –KYB (YNK), Kürdistan Demokratik Partisi- KDP (PDK), PKK ve İran ‘ın katıldığı dörtlü toplantılar sonucunda KYB yönetimi, “İran devleti hiçbir biçimde PKK’ya karşı Türkiye ile ortaklık yapmayacak, herhangi bir uluslararası konsepte dahil olmayacaktır” dedi buna kefil oldu.
PKK bu imzalı belgeden sonra 5 Eylül 2011’de İran’la ateşkes yaptı.

Ustalık Dönemi İddiası
Hükûmet Programı’nda açılım sürecine geniş bir yer veren Erdoğan, kararlılıklarını bir kez daha dile getirirken, “Medeniyet değerlerimize yakışmayan bir şekilde, belirli dönemlerde yapılmış yanlışları birer birer ortadan kaldırıyor ve ülkemizi normalleştiriyoruz. Her kimliğin kendisini rahatça ifade edebildiği ve geliştirdiği bir ortamda, ayrıştırıcı kimlik siyaseti yapmadan, kimliklere saygı duyan birlikteliği esas alıyoruz. İktidarlarımız döneminde ret ve inkâr politikalarını sona erdirdik; tüm asimilasyon politikalarını tamamen bitirmeye kararlıyız. Hiçbir insanımızın kendisini dışlanmış veya ikinci sınıf hissetmediği, kapsayıcı ve evrensel değerlere dayalı bir vatandaşlık anlayışı içerisinde birliğimizi ve bütünlüğümüzü pekiştiriyoruz, AKP, ustalık dönemi olarak gördüğü üçüncü iktidar döneminde bu temel sorunları milli birlik ve kardeşlik ruhunu egemen kılarak çözmeye kararlıdır.” “Bizim çözüm politikamızın odağında İNSAN vardır. Bu nedenle cesaretle attığımız demokratikleşme adımları ülkenin bir bölgesine ya da toplumun bir kesimine değil, tamamına yöneliktir. Şiarımız, herkes için daha fazla demokrasi, daha fazla hak ve daha fazla özgürlüktür. Bu yüzden "Biz hep birlikte Türkiye'yiz.” diyordu.
Hükûmet yasal düzenlemelerine bu dönemde de devam etti. Seçimden hemen sonra Adalet Bakanlığı bünyesinde “İnsan Hakları Daire Başkanlığı” kuruldu.
Daha önceki Hükûmet döneminde İçişleri Bakanı olan Beşir Atalay, Başbakan yardımcısı oldu ve “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi”nin koordinatörlüğüne getirildi.
Bingöl Üniversitesi’nde ‘Yaşayan Diller Enstitüsü; Tunceli Üniversitesi’nde ‘Zaza Dili ve Edebiyatı’, ‘Kurmançi Dili ve Edebiyatı’ ana bilim dalları kuruldu.
TBMM İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde Yaşam Hakkı İhlallerinin Araştırılması Alt Komisyonu kuruldu.
Van’ın Özalp ilçesinde 1943 yılında 33 köylünün öldürülmesinden sorumlu tutulan Mustafa Muğlalı’nın Van’daki askeri kışlaya verilmiş olan ismi kaldırıldı.
Kürtçe dilbilgisi ilk defa milletvekillerinin tanıtıldığı katalogda kullanıldı.
Kürtçe; Dil, Kültür, Sanat Faaliyetleri, Kurumlar, Meleler, Savunma, İşkence
Dicle Üniversitesi bünyesinde Kürt Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı açıldı.
Türkiye İnsan Hakları Kurumu kuruldu.
Kürtçe’nin kullanım alanını yaygınlaştıran düzenlemeler bu dönemde de devam etti. TRT www.trtxeber.com adlı Kürtçe haber sitesinin yayınına başladı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın destekleriyle Diyarbakır Şehir Tiyatrosu Shakespeare’in Hamlet oyununu Ankara’da Kürtçe olarak sahneledi.
Diyarbakır Valiliği ve TRT’nin ortak çalışmasıyla Kürtçe türkülerden oluşan bir albüm hazırlandı.
Bölge halkının dini önder olarak gördüğü ‘Mele’lerin devlet tarafından din görevlisi olarak istihdam edilmesi sağlandı.
Ceza davalarında yargılanan vatandaşların kendilerini daha iyi savunmalarını sağlamak, dil zorluklarını ortadan kaldırarak adil yargılamayı sağlamak için sanığın kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği dilde savunma yapabilmesi sağlandı.
İfade hürriyeti AİHM standartlarına uygun hale getirildi, işkence suçlarında zamanaşımı kaldırıldı.

PKK Saldırıları ve Hava Harekâtı
Hükûmetin kurulmasının üzerinden henüz bir hafta geçmişti ki PKK saldırısında 13 askerimiz şehit oldu. CHP ve MHP Genel Başkanları “açılım/yıkım projesinden vazgeçilmeli” dediler.
PKK saldırısında 12 askerimiz daha şehit oldu. PKK, saldırılarını artırdı.
Türk Ordusu, Kuzey Irak’ta 650 kadar hedefin vurulduğu bir hava harekâtı düzenledi.
Bu gelişmelerin yaşandığı bir dönemde kongresini yapan BDP, yaptığı değişiklikle “demokratik özerklik” ifadesini tüzüğüne taşıdı.
Oslo’dan Sızan Ses Kaydı
13 Eylül’de internete düşen bir ses kaydı, Milli İstihbarat Teşkilatı yetkililerinin Oslo’da PKK’lılarla görüştüğünü ifşa ediyordu. O dönem Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olan Hakan Fidan ve MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’in PKK yöneticileri Mustafa Karasu ve Sabri Ok ile görüşmesini içeren kayıtta Fidan, “Başbakan’ın özel temsilcisi olduğunu ve kendisi tarafından görevlendirildiğini” söylüyordu. Fidan görev ve pozisyonu dolayısıyla PKK ile görüşmesinin riskine de dikkat çekerek, Sayın Başbakan’ın bu konuda ciddi ve samimi olduğunu, siyasi riski de yüklenmeye hazır olduğunu iletiyordu.
Ses kaydı ülke gündeminde bomba etkisi yarattı. Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında, görüşmeleri Emre Taner’in MİT Müsteşarlığı döneminde başlattıklarını ve Hakan Fidan’ın döneminde de devam ettirdiklerini ancak sonrasında gördükleri samimiyetsizlik dolayısıyla kestiklerini söyledi.

Uludere – Roboski Olayı
PKK’nın şehir yapılanması KCK’ya dönük operasyonlar devam ediyordu.
28 Aralık 2011’de, TSK, Hakkari’nin Roboski de denilen Uludere ilçesinde Irak sınırında terörist olduklarını düşündüğü bir grubu havadan bombaladı. Saldırı sonucu hayatını kaybeden 35 kişi, sigara ve mazot kaçakçılığı yapan köylülerdi, 29’u aynı aileye mensuptu ve yarısına yakını 20 yaşının altındaydı. Ertesi gün konuyla ilgili açıklama yapan AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, maalesef bir operasyon kazası olduğunu, bir hata kusur varsa örtbas edilmeyeceğini söyledi.
Uludere’de yaşananlar sonrasında ülke bir kez daha karıştı. Bölge’de BDP’nin çağrısıyla kepenk kapatma eylemleri yapılırken, pek çok yerde de olaylı protesto eylemleri gerçekleşti.
2012
KCK Operasyonu
13 Ocak 2012’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fikret Seçen, PKK/KCK terör örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında operasyon başlattı. PKK'nın şehir yapılanması olduğu iddia edilen KCK operasyonunda 17 ilde 123 adreste arama yapıldı. 30'dan fazla kişi gözaltına alındı, 6 kişi tutuklandı.
Bağımsız milletvekili Leyla Zana'nın Ankara'daki evinde, KESK Genel Merkezi'nde ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin binasında aramalar yapıldı.
Eski DEHAP Genel Başkanı ve BDP MYK üyesi Tuncer Bakırhan, eski BDP'li vekil Fatma Kurtulan ve DİHA muhabiri Murat Çiftçi gözaltına alındı.
(Bu şekilde başlayan KCK operasyonları farklı tarihlerde farklı illerde olmak üzere yıllarca sürdü ve sürüyor).

Hakan Fidan’ın İfadeye Çağrılması
Şubat ayında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner ve eski MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tarafından sanık sıfatıyla ifade çağrıldılar.
İfadeye çağrılma olayına ilişkin bilgilendirilen Erdoğan, Hakan Fidan'a ifade vermeye gitmemesini söyledi.
AB’de Pozitif Gündem
17 Mayıs 2012 tarihinde ise Türkiye ve Avrupa Komisyonu arasında Pozitif Gündem başlatıldı (Tıkanma noktasına gelen ilişkilerin ivme kazanmasını hedefleyen Pozitif Gündem, 2014 yılında Avrupa Komisyonu Genişleme ve Komşuluk Politikasından Sorumlu Üyesi Štefan Füle’nin yerine Johannes Hahn’ın göreve gelmesiyle sona erdi).
Kürt Önderlerinde Kırılma
Haziran ayında Leyla Zana, “Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sorunu çözeceğine inandığını, bu konudaki umudunu yitirmediğini” açıkladı. BDP Genel Başkanı Demirtaş ise “Cumhuriyet tarihinin en sinsi asimilasyon politikasını yürütenin AKP olduğunu, Erdoğan’ın bu sorunu çözeceğine inanmanın saflık olduğunu” söyledi.
Erdoğan bu açıklamadan kısa bir süre sonra Zana’yla bir araya geldi.
İmralı Görüşmeleri
29 Aralık 2012’de İmralı Adası’na bir devlet heyeti gitti. Lice’de 10 PKK’lının katledildiği mesajını da beraberinde götürdüler.
2013 Yılbaşına doğru Başbakan Erdoğan, “arkadaşlarımız İmralı’da görüşme yapıyorlar” açıklamasında bulundu.

2013
Öcalan ile Görüşmeler
3 Ocak 2013’te, Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata’nın İmralı’da Öcalan’la görüşmeleri sağlandı.
Öcalan, 2014 Nevruz’una kadar müzakerelerin başlaması ve adım atılması için değerlendirmelerde bulundu.
Suikast
9 Ocak 2013'te PKK'nın Avrupa sorumlularından biri olan Sakine Cansız, Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris temsilcisi Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez, Paris’te Gare du Nord tren istasyonu yakınlarında bulunan Kürdistan Enformasyon Bürosu'nda susturuculu silahla başlarından vurularak öldürüldüler (sonraki değerlendirmelerde, iktidar ve Kürt siyasi temsilcileri bu suikastin FETÖ mensuplarınca yapıldığı konusunda hemfikir oldular).
Öldürülen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez'in cenaze töreni, Diyarbakır'da yapıldı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye başkanı Osman Baydemir ve DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk Kürtçe konuşmalar yaptılar. Törende Zazaca sloganlar atıldı.

Hükûmet, rutin devlet heyeti dışında, dönemin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ı da İmralı Adası’na göndererek, gereken siyasi ve yasal adımların atacağına dair taahhütte bulundu.
Atalay bu görüşmede, Öcalan’a “hayal edemeyeceğiniz adımlar atılacak” dediğinde, devlet diğer taraftan Ankara’da PKK’ya karşı ‘çökertme planı’ hazırlıyordu.
Öcalan’la görüşmeler devam etti. Şubat ayında Öcalan’la yapılan görüşmelerin tutanakları basına sızdı.
Tutanaklara göre Öcalan, sorumluluk üstlenmeyeceğini, BDP ve PKK’nın kendisini kullanmasına izin vermeyeceğini söylüyordu. Sürecin başarısız olması halinde de Öcalan öldü denmesini istiyordu. İlk günden itibaren demokratik Cumhuriyet’i savunduğunu ifade eden Öcalan PKK’nın bile kendisini anlamadığından şikâyet ediyordu.
“Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de eskisi gibi savaşacağız” diyordu.
Nevruz kutlamaları, 2013’te şölen havasında ve barış mesajlarıyla gerçekleşti. 21 Mart günü Diyarbakır’da Öcalan’ın mektubu okundu (Pervin Buldan da Kürtçesini okudu).
Öcalan, “bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz, ayrıştırmak isteyenlere inat birleşeceğiz” diyordu.
PKK Nevruz kutlamalarının hemen ardından ateşkes ilan etti.

Akil Adamlar
Erdoğan; yazar, sanatçı ve akademisyenlerden oluşan “Akil Adamlar” adı verilen bir komisyon kurdu.
Yedi bölge için 9 kişilik gruplardan oluşan heyet 4 Nisan’da Başbakan’la Dolmabahçe çalışma ofisinde bir araya geldi. Erdoğan, yol ve yöntemin belirlenmesinde heyetin çalışmalarının yol gösterici olacağını söyledi.
CHP ve MHP, kuruluşuna destek vermediklerini ve “Çözüm Süreci Komisyonu”na üye vermeyeceklerini açıkladılar.
PKK Türkiye’yi Terk Etme Gösterisi Yapıyor
Mayıs’la birlikte PKK üyeleri Türkiye’yi terk etmeye başladı.
Öcalan, BDP milletvekilleriyle Kandil’e gönderdiği mektupla çekilmenin hızlandırılmasını istedi. Haziran ayında çalışmalarını tamamlayan Akil İnsanlar Heyeti, raporlarını Erdoğan’a sundu.
Bu arada Demirtaş, PKK’nın sınır dışına çekilmesiyle ikinci aşamaya geçildiğini ve bundan sonra Hükûmetin yasal adım atmasını beklediklerini söyledi.
Eylemler
BDP, ‘Hükûmet Adım At’ yürüyüşü başlattı.
Diyarbakır’da BDP milletvekillerinin de katıldığı yürüyüşte olaylar yaşandı.
Hükûmet, sınırdaşına çekilenlerin % 20 dolaylarında olduğunu açıklarken, PKK ise çekilmenin tamamlandığını iddia ediyordu.
Öcalan, kardeşi aracılığıyla gönderdiği mesajda “Hükûmet 1 Ekim’e kadar adım atmazsa süreci geliştirmeyeceklerini” söylerken, PKK yöneticilerinden Karayılan, profesyonel gerillaya geçeceklerini açıklıyordu.
Yine PKK yöneticilerinden Cemil Bayık, süreç çökerse tekrar geri döneceklerini ve korkunç sorunlar yaşanabileceğini açıklıyordu.
Açıklamalar birbiri peşi sıra geliyordu, İçişleri Bakanı Muammer Güler de birinci adımda istenilen sonuca ulaşılamadığını açıkladı.

Demokratikleşme Paketi
Erdoğan Ekim’de “Demokratikleşme Paketi”ni açıkladı.
O günlerde: “Unutmayın İstiklal Marşı'nın ilk kelimesi ‘korkma’ diyor. Korkaklar zafer anıtı dikemezler. Siyasetlerini korku korkutmak üzere kuranlar değişim karşısında ayakta duramazlar.” diyordu.
Hazırlanan Taslak Paketle; devlet yardımı için gereken oy oranının, % 7’den % 3’e çekildiğini, iki kişiden fazla olmamak kaydıyla siyasi partilere eş başkanlık sistemi getirildiğini, seçimlerde farklı dillerde propaganda yapılabilmesi imkânın verildiğini, “Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu” kurulacağını, TCK’da; Q,W,X gibi harflerin kullanımından kaynaklanan cezai müeyyidenin kaldırılacağını, özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünün açılacağını, köy isimlerinin önündeki yasal engellerin kaldırılacağını, ilkokullardaki öğrenci andı uygulamasının kaldırılacağını, Mor Gabriel Manastırı arazisinin iade edileceğini, “Roman Dili ve Kültür Enstitüsü” kurulacağını, kurban derisi, fitre, zekat toplama gibi Türk Hava Kurumu’na verilen yardım toplama yetkisinin kaldırılarak vatandaşın istediği yere yardım yapmasının sağlanacağını, kamudaki başörtüsü yasağının kaldırılacağını, Nevşehir Üniversitesi’nin adının Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak değiştirileceğini anlatıyordu.
Açıklamanın ardından pakete CHP kanadından gelen ilk tepki: “Paketten Alevilere üniversite ismi, Kürtlere üç tane harf, Süryanilere toprak, Romanlara Enstitü çıktı” şeklindeydi.
MHP ‘den gelen tepkilerse AKP’nin terör örgütüyle birlikte ülkeyi çözme girişimi içinde olduğu ileri sürülerek, bunu gizlemek için de başka bazı adımların pakete konulduğu şeklindeydi.
BDP’nin değerlendirmesi ise açıklananın “Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacını karşılayacak bir paket olmadığı” yönündeydi.
Müzakere Çerçeve Taslağı
Öcalan, sürece ivme kazandırmak için müzakerenin çerçeve taslağını hazırlayarak Kasım 2014’te taraflara sundu.
PKK kendilerine ulaştırılan taslağa itirazda bulundu. Taslak Öcalan’a geri gitti. Öcalan kısmi bazı değişikliklerden sonra son haliyle açıklanmasını istedi.
4 ana başlık, 66 alt başlığı olan bu taslak taraflarca uygun görüldü (28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’de açıklanan 10 maddelik çerçeve metin, 66 maddelik bu taslağın özeti oldu).

Diyarbakır Ziyareti
16 Kasım 2013’te Başbakan Erdoğan, Diyarbakır’da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile buluştu.
Havalimanında Başbakan'ı Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve Leyla Zana karşıladı. Zana'nın yerel kıyafet giydiği görüldü. Başbakan Erdoğan da Belediye'ye giderek Baydemir'i ziyaret etti. Belediye önünde Baydemir'in Başbakan Erdoğan'ı karşılaşması sırasında samimi görüntüler vardı. Emine Erdoğan'ın Belediye'ye gelirken poşu taktığı görüldü.
17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu
Önce 17 Aralık, ardından da 25 Aralık’ta, sonradan Fethullah Gülen Terör Örgütü Üyesi olduğu kesinleşen savcı Zekeriya Öz tarafından yolsuzluk operasyonları yapıldı.

2014
2014 Türkiye’nin Yerel Seçimlere gideceği yıldı.
MİT Tırları Operasyonu
1 Ocak 2014'te Hatay'ın Kırıkhan ilçesi ve 19 Ocak 2014'te Adana'nın Ceyhan ilçesinde, MİT’e ait olduğu belirlenen TIR'lara, yine sonradan Fethullah Gülen Terör Örgütü üyesi olduğu kesinleşen, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yetkili Adana Cumhuriyet Savcısı Özcan Şişman'ın talimatıyla operasyon yapıldı. Erdoğan, TIR'ların Adana'da "paralel yapı zihniyetini taşıyan bir savcı" tarafından "yasal olmayan bir uygulama" yapılarak durdurulduğunu söyledi.
Hükûmet’e Süre ve İlerlemeler
Bu süreçte, Kongra-Gel Başkanı ve DEP Eski milletvekili Remzi Kartal, Öcalan’ın Kürt meselesinin çözümü için Hükûmet’e yerel seçimlerin sonuna kadar süre verdiğini söylüyordu.
Demokratikleşme Paketi kapsamındaki düzenlemeler ‘Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13 Mart’ta resmi gazete de yayınlanmasıyla yürürlüğe girdi.
Yerel Seçimler
Mart sonunda gerçekleşen yerel seçimlerin sonucunda AKP % 45,5 oyla bir seçimden daha birinci parti olarak çıktı. Ancak 2009 seçimlerinde kazandığı; Van, Bitlis, Ağrı, Siirt illerini kaybetti.
BDP bölgedeki belediye sayılarını artırdı.
Yeni Kürt Partisi
Nisan ayında, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi kuruldu (1965’te de Sait Elçi tarafından aynı isimle kurulmuştu).
Parti sözcüsü Emin Kardaş, kuruluş amaçlarını kendi kimlikleriyle ulusal davalarını savunmak olarak açıklarken, BDP’nin kendi özgür iradesi olmayan vesayet altında bir parti olduğunu söylüyordu.
İsim Değişikliği ve Eylemler
BDP, 11 Temmuz 2014 tarihinde ise isim değişikliği yapıp Demokratik Bölgeler Partisi - DBP adını aldı.
Mayıs ayında, çocuklarının PKK tarafından kaçırıldığını söyleyen aileler oturma eylemi başlattı. BDP’li Diyarbakır Belediyesi önünde yapılan eylemde aileler yaşları 14 ile 23 arasında değişen çocuklarını geri istedi.
Öcalan, müzakere aşamasına geçilmemesini eleştirerek, “sabır taşı çatladı” açıklamaları yapıyordu.
Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Değişiklikler
Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Cumhurbaşkanı ilk defa halk tarafından seçildi.
Tayyip Erdoğan 10 Ağustos 2014’te gerçekleşen seçimlerde aldığı % 51,79 oy oranıyla Türkiye’nin halkoyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.
Erdoğan’dan boşalan Genel Başkanlık ve Başbakanlık koltuğuna Ahmet Davutoğlu oturdu.
Çözüm Sürecini koordinatör Bakan olarak takip eden Beşir Atalay, Davutoğlu’nun kurduğu kabinede yer almadı. Atalay’ın görevini Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç yürütmeye devam etti.
Bu arada Beşir Atalay, katıldığı bir televizyon programında görüşmelerin genişlemesi gerektiğini, Avrupa ve Kandil’e uzanmasını arzu ettiğini dile getirdi. Atalay’ın açıklamaları hemen karşılık buldu ve KCK Eş Başkanı Cemil Bayık görüşmeye her zaman açık olduklarını açıkladı.
Hükûmet, süreci başarıya ulaştırmak için kararlıydı. Bülent Arınç’ın bunun için oluşturulduğunu açıkladığı “Çözüm Süreci Kurulu”, “Terörün sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un 1 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle resmiyet kazandı.
Kurulun kuruluş amacı: “Yürütülecek çalışmaların ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi ve uygulama sonuçlarının en üst düzeyde takibi, strateji ve politikaların geliştirilmesi, görevli bakanlıklar arasında koordinasyonun sağlanması” olarak belirlenmişti.
Kanunun yürürlüğe girmesinin hemen ardından TSK’ya sınır ötesinde operasyon yapma ve müdahale yapma yetkisi veren tezkere Meclis’ten geçti.
Öcalan yine Hükûmete süre tanıyan açıklamalar yaptı.

Kobani Olayları
6 Ekim’de, Suriye’de devam eden savaşta Kobani’nin IŞİD militanlarının saldırısına uğraması karşısında HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Bundan böyle her yer Kobani’dir” diyerek, halkı, protesto için sokaklara çağırdı.
Ertesi gün Pervin Buldan “Kobani düşerse çözüm biter” dedi.
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan yanıt vererek, “bu bahanelerle çözüm sürecinde kırılganlık üretmek sorumsuzluktur, bu sorumsuzluğun bedeli ağır olur” dedi.
Yaşanan olaylarda ilk üç günde 23 kişi toplamda da 50 kişi hayatını kaybetti.
Tezkere
Kobani olaylarının bitmesinin hemen ardından, KCK Eş Başkanı Cemil Bayık, meclisten geçen, TSK'ya Suriye ve Irak'ta sınırötesi operasyon ve müdahale yetkisi veren tezkerenin bir savaş ilanı olduğunu iddia ederek, Türkiye’den çektikleri bütün birliklerini geri gönderdiklerini açıkladı. Bayık, Kobani ve Türkiye’de olanlar dolayısıyla Hükûmet’i suçlayarak, tezkerenin kabulüyle sürecin sona erdiğini söyledi.
Bülent Arınç 27 Ekim’de bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında, “çözüm sürecine mecbur ve mahkûm olmadıklarını” açıkladı.
Sürece mahkûm değiliz açıklaması üzerine Demirtaş, sürecin İmralı’yla başladığını ve eğer bitecekse oradaki görüşmeyle biteceğini savundu. Demirtaş, “Öcalan ya da Hükûmet bitti demeden süreç bitmez” açıklamasında bulundu.
Görüşmelere Devam
Kobani ile sekteye uğrayan görüşmeler Kasım ortalarında yeniden başladı.
17 Kasım’da; Pervin Buldan, İdris Baluken ve Sırrı Süreyya Önder’den oluşan HDP heyeti bir araya gelerek, “süreci izleme heyeti ve üçüncü bir göz” olması konusunda görüş birliği olduğunu ifade ettiler.
Ancak Akdoğan’ın açıklamaları bunun aksi yönündeydi. Akdoğan sürecin yerli bir süreç olduğunu ve üçüncü bir ülkenin sürece dâhil olmasını doğru bulmadıklarını söyledi.
HDP Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün bir ifadesi durumu özetliyordu aslında: Kasım ortalarında verdiği bir mülakatta, “süreç için kimileri eks oldu diyebilir, biz kalp masajıyla kurtarılabilir diyoruz” demişti.

2015
Ocak ayı HDP heyetinin Öcalan’la görüşme trafiğiyle başladı.
Devlet, Öcalan’ın daha önce sunduğu Müzakere Çerçeve Taslağı’nı kabul ederek görüşmelere devam etti. İmralı Adası’nda müzakerelerin yapılması için bir oda ve ortasında büyük bir masa kuruldu. Bu masanın etrafında Öcalan, genişletilmiş siyasi heyet ve devlet heyeti oturacaktı.
Bu masa etrafındaki ilk toplantı 9 Ocak 2015’te yapıldı. Toplantıda Öcalan, HDP’den Pervin Buldan, İdris Baluken ve Sırrı Süreyya Önder; devletten KGM Muhammet Dervişoğlu başkanlığındaki bir heyet bulunuyordu.
Masa etrafında, Şubat ayı başındaki ikinci görüşmede, tarafların ortak bir açıklama yapmasının sürecin şeffaf yürümesi ve tarafların sorumluluk altına girmesi için faydalı olacağı konuşuldu. Bu konuda uzlaşma sağlandıktan sonra ortak bir metin hazırlığına gidildi. HDP, bir metin hazırlayarak devlet heyetine sundu. Devlet heyeti de bir süre sonra başka bir metin hazırlayarak HDP yönetimine iletti. Bu metinde çözüm için atılacak adımlar bulunmuyor, sadece PKK’nın nasıl silah bırakacağı yazıyordu.
HDP, devlet heyetinin hazırladığı metnin Öcalan ile İmralı’daki masa etrafında yapılan konuşmaların ruhuna ters olduğu görüşündeydi.
Ortak mutabakat metni konusunda doğan bu krizi çözmek amacıyla 27 Şubat 2015’te tekrar İmralı Adası’na gidildi. Öcalan’ın, devlet heyetinin ve HDP’nin hazırladığı her iki metni inceleyerek, ortak bir metin haline getirilmesi konusundaki çalışmaları sonucunda Dolmabahçe Sarayı’nda okunan metin ortaya çıktı. İmralı Adası’ndan dönen devlet ve HDP heyeti, sonraki gün, yani 28 Şubat’ta ortak açıklama için anlaştı.
Toplantının Dolmabahçe Sarayı’nda olmasını devlet istedi.

Dolmabahçe Mutabakatı - 28 Şubat 2015
Öcalan ve ilgili taraflarla yapılan görüşmeler sonucunda, 28 Şubat’ta Dolmabahçe görüşmesi/mutabakatı olarak hatırlanacak olan toplantıda, Hükûmet yetkilileri ilk kez HDP heyetiyle beraber ortak açıklama yaptı.
Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AKP Gurup Başkan Vekili Mahir Ünal ve Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muhammet Dervişoğlu’nun hazır bulunduğu toplantıya HDP adına Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve İdris Baluken katıldı.
Akdoğan’ın “nihai sonuca ulaşmakta kararlı oldukları”nı açıkladığı basın toplantısında Önder, Öcalan’ın PKK’yı, “silahlı mücadeleyi bırakmaya ve bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya” davet eden çağrısını okudu. Önder, “Başlangıcından bugüne bu sorun devletin dönüşümüyle ilişkilidir” dedi.
Konuşmasını, “Öcalan’ın temel belirlemesi de şudur: Bu 30 yıllık çatışma sürecini kalıcı barışa götürürken, demokratik bir çözüme ulaşmak temel hedefimizdir. Asgari müştereğin sağlandığı ilkelerde, silahlı mücadeleyi bırakma temelinde, stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK’yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum. Bu davet, silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasetin almasına yönelik tarihi bir niyet beyanıdır. Barışa her zamankinden çok daha yakın olduğumuzu bilerek, emek veren ve verecek olan bütün demokrasi güçlerini selamlıyoruz. Hayırlı uğurlu olsun.” diyerek tamamladı.
Başbakanlık Ofisi’nde gerçekleşen basın toplantısında Hükûmet adına açıklama yapan Akdoğan, Başbakan’ın başkanlığında gelinen aşamayı tüm boyutlarıyla kapsamlı bir şekilde ele aldıklarını ifade ederek, “AKP iktidarı olarak, 12 yıldır akan kan dursun, analar ağlamasın diyerek sessiz devrim niteliğinde adımlar attık”. “Aslında gök kubbe altında konuşulmadık bir şey kalmadı”. “Temel sorunlarını geride bırakan Türkiye, küresel ve bölgesel bir güç haline gelecektir.” dedi.
Sırrı Süreyya Önder mutabık kanılan konuları aktarırken;
“Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması”, “Özgür vatandaşlığın, yasal ve demokratik güvenceleri”, “Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi”, “Demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması” ve “yeni bir anayasa” şeklinde maddeler sıraladı.
Erdoğan iki açıklamanın aynı olmadığını belirterek, “12 yıllık iktidarımda ne istendi de verilmedi” diye sordu”.
Silahların bırakılmasından memnuniyet duyacaklarını ifade eden CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, açıklanan on maddede somut bir talep ya da öneri görünmediğini dile getirdi.
Açıklamaya en sert tepki MHP adına açıklama yapan Gurup Başkan Vekili Oktay Vural’dan geldi. “Açıklananın bir silah bırakma çağrısı değil, AKP’nin; Cumhuriyet’i, milleti, vatanı PKK’ya peşkeş çekme anlaşması olduğunu, bir ihanet belgesi olduğunu” söyledi.
Dolmabahçe’de yapılan açıklamayla ilgili konuşan diğer isimler ise KCK Eş Başkanları Cemil Bayık ve Bese Hozat’tı. Bayık ve Hozat, silah bırakacaklarına dair açıklamanın seçim propagandası olduğunu, silah bırakma kararının ancak Öcalan’ın bizzat katılacağı bir kongrede karara bağlanabileceğini belirttiler (yani Öcalan’a af istiyorlardı).
Kendilerine güven verilmeden ve belirttikleri koşullar sağlanmadan silah bırakma kararı almalarının düşünülemeyeceğini söylediler.
İlerleyen günlerde Akdoğan’la tekrar bir araya gelen HDP heyeti, toplantı sonrası 16 kişilik “izleme heyeti”nin oluşturulduğunu açıkladı.
Pervin Buldan, heyetin akil insanlardan ve bölge başkanlarından oluşacağını söylerken, Yalçın Akdoğan, heyetin Buldan’ın açıkladığı gibi 16 değil, 5-6 kişiden oluşacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İzleme Heyeti’ni doğru bulmadığı”nı açıkladı.
22 Mart’ta yurt dışı seyahati dönüşünde gazetecilerle yaptığı açıklamada, Dolmabahçe sürecinin Hükûmetin tasarrufu olduğunu kendisiyle istişare edilmediğini ifade ettikten sonra, “durumdan rahatsızım” dedi.
Nevruz kutlamalarına sürecin taraflarının birbirinden farklı açıklama ve yaklaşımlarıyla gidildi.

Öcalan 2015’te Diyarbakır’da yapılan Nevruz kutlamalarına da bir mektup gönderdi.
Mektubunda Dolmabahçe’de açıklanan 10 maddelik deklarasyonla yeni bir sürecin başlatıldığını söyleyen Öcalan, PKK’yı silahlı mücadeleyi bitirmek için kongre yapmaya davet etti. Yeni dönemde Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde özgür ve eşit anayasal yurttaşlık temelinde kardeşçe yaşama sürecine girildiğini belirtti.
KCK Öcalan’a Karşı Açıklama Yaptı
Mayıs ayında KCK’dan gelen açıklamada Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese Hozat, silah bırakmayı hedefleyen kongreyi gündemlerinden çıkarttıklarını söyledi. Hiçbir adım atılmadığını, diyaloğun ortadan kaldırıldığını iddia eden Hozat, Kürt kimliğini tanıyan anayasa değişikliği yapılmadan, Kürtlerin statüsü kabul edilmeden asla silah bırakmak için kongre toplamayacaklarını söyledi.
Seçimler ve Sonrası
Seçim öncesi,
17 Mart 2015’te Selahattin Demirtaş, tarihin en kısa grup toplantısını düzenledi.
Demirtaş, "Bugün kürsüye tek bir cümle söylemek için çıktım. Halklarımıza verdiğimiz demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyeceğimiz sözümüzü tekrarlamak için çıktım. Biz bir pazarlık hareketi değiliz. Asla ve asla AKP ile aramızda kirli bir işbirliği ve pazarlık olmadı olmayacak."
"Ama kürsüye çıkma gerekçem olan bir tek cümle söyleyeyim. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HDP var oldukça HDP'liler bu topraklarda nefes aldığı müddetçe sen Başkan olmayacaksın. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, seni başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız." dedi.
7 haziran Genel Seçimleri
Davutoğlu’nun parti başkanlığında hazırlanan AKP Seçim Beyannamesi’nde, o güne kadar yapılanlar anlatılarak, seçim sonrasında da Çözüm Süreci’nin kararlılıkla devam ettirileceği vurgulanıyordu.
Haziran’da gerçekleşen seçimler sert bir havada geçti.
7 Haziran seçim sonuçlarına göre AKP, iktidar çoğunluğunu kaybetti.
Seçim sonunda ortaya çıkan tablo koalisyonu zorunlu kılıyordu.
AKP % 40,98 oranında oy aldı ve 2002’den bu yana devam eden tek parti iktidarı böylece son bulmuş oldu.
Koalisyon görüşmeleri başladı. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın taktikleriyle ve demokratik teamüller dışındaki yöntemleriyle, Hükûmet kurma çalışmalarından 45 günlük süre içinde bir sonuç alınamayınca, Erdoğan istediği noktaya getirmiş oldu ve seçimlerin yenilenmesi kararını aldı.
Türkiye 1 Kasım’da yapılacak seçimlere hazırlanmaya başladı.
Kararlılık ve Tehdit
Bu arada Erdoğan, Suriye’de yaşananlarla ilgili olarak, Türkiye’nin güneyinde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceklerini söyledi.
Bu açıklama üzerine PKK’dan Karayılan, Suriye’nin kuzeyindeki Rojova’ya askeri bir müdahalede bulunulması halinde, kendilerinin de karşı müdahalede bulunacaklarını, Türkiye’nin tamamının savaş alanına dönüşeceğini söyledi.
PKK/KCK 11 Temmuz’da ateşkesi bitirdiğini açıkladı.
Çözüm Süreci Sona Erdi
PKK 20 Temmuz’da saldırılarına başladı. 22 Temmuz’da iki polis memuru sabaha doğru evlerinde öldürüldü. Kendilerine Halkın Savunma Güçleri diyen PKK’ya bağlı bir grup, olayı üstlenerek, İŞİD’le işbirliği içinde olan iki polise cezalandırma eylemi gerçekleştirdiklerini açıkladı.
Türkiye 1 Kasım seçimlerine barikat operasyonları ve PKK saldırılarının gölgesinde ilerliyordu.

Hendek Savaşları
8 Ağustostan itibaren; Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Muş, Batman, Elazığ ve ilçelerinin dahil olduğu 10'a yakın kent ve ilçelerde Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK ve gençlik yapılanması YDG-H arasında, hendekler ve barikatlarla anılan çatışmalarda, ağır can kayıpları ve yıkımlar meydana geldi. Resmi verilere göre, Temmuz 2015-Mart 2016 arasında 265 gün süren çatışmalar sonucunda “3 bin 583 örgüt üyesi ve 355 güvenlik görevlisi” hayatını kaybetti. Aynı dönemde aralarında Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin de yer aldığı 285 sivil de yaşamını yitirdi.
Türkiye’yi sarsan beş ay: 7 Haziran-1 Kasım 2015
Suruç Katliamı : 20 Temmuz / Şanlıurfa / Suruç
Kobani’ye yardım götürmek üzere toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin basın açıklaması yaptığı sırada intihar saldırısı düzenlendi. 34 kişi öldü.
Ceylanpınar'da İki Polisin Öldürülmesi : 22 Temmuz / Şanlıurfa / Ceylanpınar
İki polis, evlerinde başlarından vurularak öldürüldü.
Öz Yönetim İlanları : 10 Ağustos’ta Demokratik Bölgeler Partisi'nin (DBP) de içinde olduğu Şırnak Halk Meclisi, ‘öz yönetim' ilan etti. KCK da 12 Ağustos’ta Kürtlerin yoğunluklu olduğu il ve ilçelerde ‘demokratik özerklik’ ilan ettiğini açıkladı. Kısa süre içinde 4 il ve 15 ilçede öz yönetim ilan edildi.
Hükûmet Krizi : 7 Haziran'dan sonra AKP ile CHP arasında başlayan Hükûmet kurma görüşmeleri sonuçsuz kaldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan 26 Ağustos 2015 tarihinde seçimlerin yenilenmesi kararını verdi.
Dağlıca Saldırısı : 6 Eylül’de Dağlıca’daki PKK saldırısında 16 askerimiz şehit edildi.
HDP İl Binalarına Saldırılar : 8 Eylül’de ülke genelinde HDP binalarına saldırılar gerçekleşti.
Ankara Garı Katliamı : 10 Ekim’de Ankara’daki Barış Mitingi’nde, IŞİD mensubu iki canlı bombanın saldırısında 102 kişi yaşamını yitirdi.
1 Kasım Genel Seçimi : 1 Kasım 2015’te yeniden sandık başında gidildi. AKP, % 49,5 oy aldı ve sandıktan tek başına iktidar olarak çıktı.
Davutoğlu’nun Zorunlu İstifası : AKP’nin tekrar tek başına iktidara geldiği 1 Kasım seçimlerinden yaklaşık altı ay sonra, Davutoğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talebi üzerine başbakanlık ve parti genel başkanlığı görevlerinden istifa etti.
Yeni Hükûmet : Davutoğlu’nun ayrılmasının ardından Mayıs ayındaki kongrede Binali Yıldırım önce AKP Genel Başkanı seçildi ve ardından 24 Mayıs 2016’da Başbakan oldu.
Orduda ve Yargıda Fethullahçı Temizliği : 1 Kasım seçimleri sonrası kurulan Hükûmet; Dershaneler, 17-25 Aralık ve MİT Tırları gibi olaylarla arasının bozulduğu Fethullah Gülen Cemaati – Hizmet Hareketi’nin orduya ve yargıya sızan mensuplarına operasyonlar hazırladı ve uygulamaya geçti.

Darbe : Ordu içindeki güçlerini kaybedeceklerini ve tutuklanacaklarını anlayan Fethullahçı örgütlenmenin mensupları 15 Temmuz’da, darbecilerin verdiği isimle Harekât Yıldırım veya Yurtta Sulh Harekâtı adıyla darbe girişiminde bulunuldu.
Darbe girişimi gecesi CNN’de Hande Fırat aracılığıyla yaptığı konuşmasından 1-2 saat önce Erdoğan, Periscope’ta yaptığı açıklamada “zaten yargı da biliyorsunuz şu anda bu ayaklanma hareketini yapanlara karşı, tutuklama kararını vermiş durumdalar” diyordu. “Şu anda” sözünü iki defa vurgulayarak kullanıyordu. Kısacası, listeler hazırdı.
Sonrası …
Sonrasını ve Kürt sorununda gelinen noktayı bir sonraki yazımda anlatacağım.
Bu yazıyı bağlamak için sadece birkaç ufak notu önceden paylaşmak ve hafızalarınızı tazelemek istiyorum:
Çözüm Süreci’nin 22 Temmuz 2015'te sona ermesi ile uzun süre haber alınamayan Öcalan, 11 Eylül 2016 ve 12 Ocak 2019'da kardeşi Mehmet Öcalan ile iki kez görüştü.
İstanbul Yerel Seçiminin tekrar edildiği 23 Haziran 2019’dan birkaç gün önce Munzur Üniversitesi’nden Doç. Ali Kemal Özcan’ın, 20 Haziran’da İmralı’dan getirdiği PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın HDP'ye seçimlerde tarafsızlık çağrısında bulunduğu iddia edilen mektubu, devletin resmi kurumu olan Anadolu Ajansı tarafından servis edildi.
Öcalan’ın mesajının ardından Abdullah Öcalan'ın kardeşi ve aynı zamanda PKK'nın eski yöneticilerinden olan Osman Öcalan, 22 Haziran’da TRT Kurdî Kanalı’na röportaj verdi.
Osman Öcalan, "Kürtler için ciddi bir mesaj vermedi" diyerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu'nu eleştirdi.
Osman Öcalan 20 Aralık 2020’de tekrar TRT Kurdî Kanalı’na çıkarıldı.
Osman Öcalan, konuşma davetinin TRT’den geldiğini belirtti.
Devam edeceğiz…
Yazı içerisinde yararlanılan kaynaklar:



Yorumlar