top of page

Mutlak Butlan'a Giriş

Yazarın fotoğrafı: Bülent Gürsoy
Bülent Gürsoy
11 dakika önce
5 dakikada okunur

"CHP'ye verilecek zarar devlet ve rejimi sarsar."


Bülent ECEVİT - 9 Haziran 1976



Mutlak butlan kararı bugünün olayı değil.


2019 yerel seçimlerindeki büyük zaferin ardından, o yıl İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu, henüz yeni belediye başkanı olmuşken, kendisine dört büyük imparatorluğun merkezi olan, devlet büyüklüğünde bir kent teslim edilmişken, daha seçilmesinin üzerinden henüz bir yıl geçmişken kendisine yeni bir hedef koydu, o da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olmaktı.


İmamoğlu, 2020 yılından itibaren, üç yıl sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanmak üzere çalışmalar başlattı.



Bu çalışmalar için; geleneksel medyada, sosyal medyada, YouTube ve benzeri platformlarda, basın görevi yapan, yorumculuk ve gazetecilik yapan gazeteciler, üniversitelerde akademisyenler, ilave olarak da sosyal medyada trol olarak anılan büyük ağlar kurdu.


Kurduğu ağlar kanalıyla propagandaya başladı.


2023 yılına kadar, sözünü ettiğimiz mecralarda yaptığı propagandaya ilave olarak kent gezilerine başladı. Özellikle Trabzon gezisini herkes çok iyi hatırlayacaktır. Büyük olay olmuştu ve o organizasyona muhalefet içerisinden tepki verenlere ‘akıllı olun’ diye parmak sallayacak kadar kendini özgüvenli ve güçlü hissediyordu.

Güçlü kaynaklarla, araştırma şirketleriyle de çalışıyordu. Anketlerde, iktidarın da işine gelecek şekilde sürekli kendisinin Cumhurbaşkanı adayı olarak sorulmasını sağlıyordu.



CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun defalarca ‘belediye başkanlarım işleriyle ilgilenecekler, başarılı çalışmalar yapıyorlar, dönemlerini tamamlayacaklar, bir kez daha seçilecekler, daha gençler, gelecekleri var’ demesine rağmen durmak bilmedi, hırsının peşine koştu. Ama o hırs olgunlaşmamış bir hırstı. Henüz zamanı gelmemişti. Üzerine yürüneceği belliydi ve daha 2023 yılı öncesi mahkeme kararıyla siyaset yasağı konulmuştu, yargı sürecinin hızlandırılması durumunda, kesinleşmesi an meselesiydi.


Adaylık yolunda ilerlediği herkesçe görülen, bilinen Kemal Kılıçdaroğlu'nu engellemek, aday olmasının önüne geçmek ve kendisini adaylaştırmak için bütün düğmelere basıyordu.



En son, Altılı Masa içerisinde Meral Akşener'i ayartarak, kol kola girerek, Masa’dan kendi isminin çıkması için entrikalar yapıyordu. Meral Akşener Masa’dan kalkacak kadar bu entrikayı ilerletti. Sanıyordu ki Masa’dan kalkarım deyince Ekrem İmamoğlu'nun adaylığı masada kabul edilir. Ama Altılı Masa bileşenleri o resti gördü.


Akşener, Masa’dan kalktıktan sonra Ekrem İmamoğlu'na adaylık çağrısı yaptığı halde Ekrem İmamoğlu aday olmaya cesaret gösteremedi. Çünkü biliyordu ki CHP olmazsa o hava attığı, ‘arkamda %60 var laflarının boş olduğu’ ortaya çıkacaktı. Sonuç itibarıyla partisi çöken Akşener masaya geri dönmek zorunda kaldı.



Kemal Kılıçdaroğlu aday olup yola çıktığında bu süreçlerle ilgili İmamoğlu organizasyonunun o güne kadar yaptığı anti-propagandayla; kendisini işaret ettiği ‘kazanacak aday’ propagandasıyla, gizliden kulaktan kulağa yürüttükleri ‘Alevidir seçilmez’ propagandasıyla, yalana dayalı ’11 seçim kaybetti’ propagandasıyla, kendisini ‘hep kazanan’, Kılıçdaroğlu’nu ‘hep kaybeden’ ve ‘bir daha kaybedecek’ aday olarak sunuyor, elindeki devasa propaganda makinesiyle kamuoyunun beynini yıkıyordu.


Kılıçdaroğlu, karalama kampanyalarıyla yıpratılmış ve bir-sıfır geriden başlamış olarak seçime girdi.

Aslında, ‘seçim başlamadan kaybedilmişti’ ve bunun en büyük sorumlusu başta Ekrem İmamoğlu sonrasında Meral Akşener ardından Muharrem ince ve benzeri diğer siyasi aktörlerdi.

Nitekim seçim kaybedilmişti.


Eksik kalan oy 1.165.000 kadardı.



Alevidir, 11 seçim kaybetmiş dedikleri insan %48 oy almıştı.


Alevi’ye oy verilmez efsanesi de çökmüştü.


Kılıçdaroğlu’nun adaylığı bir kandil gecesi Saadet Partisi’nin, (Millî Görüş’ün) Genel Merkezi’nde açıklanmış, Kılıçdaroğlu’nun dev posteri SP Genel Merkezi’nin cephesine asılmıştı.


Kazanmaya ramak kalmış bir seçimde dahli olan figürler olmasaydı ‘kaybeden adam propagandası’ da tersten yürüttükleri ‘kazanamayacak adam’ propagandaları da çökmüş olacaktı.



İmamoğlu, seçimin hemen ertesi günü, 29 Mayıs sabahı düğmeye bastı. Değişim kavramında dayalı bir video yayımladı. Belli ki Millet İttifakı’nın ortak adayının başarısına inananlar sahada ter dökerken, İmamoğlu kampanyalara katılmış ama arka plandaki oyununu muhalefetin başarısızlığı üstüne kurmuştu. Bunun nedeni, İmamoğlu’nun planlı bir siyasetçi olması değildi, kendisini İBB başkanlığına taşıyan Kılıçdaroğlu’nun genel başkan koltuğunda kalması durumunda kişisel kariyer hesaplarının ilerlemeyeceğini düşünmesiydi.


İmamoğlu ve ekibi, seçimin kaydedilmesinden itibaren, zaten önceden planladıkları çok açık olan propaganda hazırlığıyla, bütün ‘negatif yüklenme’yi Kılıçdaroğlu üzerine yönlendirdiler.


Kurdukları devasa propaganda makinesiyle ve bütün güçleriyle Kılıçdaroğlu'nu ‘linç’ ederek genel başkanlıktan indirme yoluna çıktılar.


Değişim’ diyerek çıktıkları yolda, Kemal Kılıçdaroğlu'nu indirene kadar ellerinden gelen her şeyi yaptılar ve bunun için gereken gücü de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin devasa olanaklarını ve kaynaklarını arkalarına alarak yarattılar.



İmamoğlu, kurguladığı yöntemle kendisi genel başkan olabilecekken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin vazgeçemediği kaynaklarını kimseye bırakamadığı için bir emanetçi tercih etti. Bulduğu o emanetçi de uzun yıllardır genel başkan olmaya çalışan, gayret içinde olan, hayali olan Özgür Özel oldu. Özgür Özel'in genel başkan olma hayali, Ekrem İmamoğlu'nun da emanetçi ihtiyacı, ikiliyi birleştirdi ve mahkeme kararlarında da netleşmiş olan usulsüzlüklerle Cumhuriyet Halk Partisi ele geçirildi. Kemal Kılıçdaroğlu'nu yerinden etme amacına ulaşıldı. Bu sayede cumhurbaşkanlığı adaylığının garantilenmesi sağlandı, hedefe doğru önü açık bir şekilde yola çıkıldığı düşünüldü.


İşte mutlak butlan davasının kökü burada.


2023 seçimleri öncesi ve 38. Kurultay’a kadar olan kesitle, kurultay sonrasında bugüne kadar gelen süreçte yaşanan her şeyi bütün detaylarıyla anlattım.


Bu kitabın içerisinde süreçte ne olduğunu merak edenler için her türlü bilgi ve kaynak mevcut.



Güncel duruma gelince,


‘Değişim’ ekibine, İmamoğlu ve Özel’e açık desteği olan bir akademisyen yazar olan Prof. Dr. Mete Kaan Kaynar'ın konuya ilişkin değerlendirmesinin bir bölümünde kullandığı ifadeler dikkatimi çekmişti.


Söz konusu yazının ilgili kesitini paylaşarak ve o ifadeleri yorumlayarak, olayın daha anlaşılır hale gelmesini sağlayacağım.


Yazar, yazısında şu ifadeleri kullanıyordu:


“Kılıçdaroğlu neden bir nefret objesi haline geldi? Neden (benim gibi) CHP üyesi olmayanlar bile -ki yaklaşık 25 milyon 500 bin kişi- şu anda ondan nefret ediyor? Bir partinin kurultayının iptal edilmesi ve eski yönetimin göreve getirilmesi gibi teknik bir konu neden bu kadar fazla insanı ilgilendiriyor?


Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, MHP’li muhalifler tarafından 19 Haziran 2016 tarihinde toplanan olağanüstü tüzük kurultayını ve bu kurultayda alınan tüm kararları hukuka aykırı bularak iptal ettiğinde kimse Devlet Bahçeli’den nefret etmemişti; zaten bu konuyla çok fazla ilgilenen de olmamıştı.


Kılıçdaroğlu’na yönelik toplumda uyanan yaygın tepki ve nefret sosyolojik bir vaka olsa da ben bunun Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği (hukukî ya da değil) karar ile ya da Kılıçdaroğlu’nun Özel’in koltuğuna (yeniden) oturması ile ilgili olduğunu düşünmüyorum.


Şunu akılda tutmak gerekiyor; Mayıs 2023’te Erdoğan Cumhurbaşkanlığı’nı, AKP de TBMM’de üstünlüğü ele geçirmedi; aksine, Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetti. TBMM koltukları ise Altılı Masa üyelerine hediye edildi. Nitekim 2023 seçimleri, Kılıçdaroğlu’na oy veren 25.504.724 kişi için basit bir seçim yenilgisi değil, ele geçirilen fırsatın heba edilişiydi. Yaşadığımız travma, Kılıçdaroğlu’nun şahsında somutlaştı.


CHP, Kılıçdaroğlu’nun kişiliğinde ete kemiğe bürünen yenilgi travmasını bir başarı hikayesine döndürmeyi başardı. Özgür Özel genel başkanlığa seçildi. Kılıçdaroğlu siyasî gündemden silindi; toplumsal muhalefet travmasıyla hesaplaşayazdı. 2024 yerel seçim başarısı, 2023 travmasını bir özgüven iklimine çevirdi. Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’nun tutuklanması bile 2024 sonrası esen imbatı poyraza çevirememiş, toplumsal muhalefet yavaş yavaş Özel CHP’sinin etrafında kenetlenmeye başlamıştı.


Haklı ya da haksız, siyasî ya da hukukî, doğru ya da yanlış, bir yargı kararıyla Kılıçdaroğlu ve ekibinin yeniden arzı endam etmeleri, doğrudan doğruya bu travmayı tetikledi. Toplumsal muhalefet Kılıçdaroğlu’na, ‘hukuka aykırı bir şekilde CHP yönetimine geldiği’ için değil, 2023’te yaşadığı travmayı yeniden hatırlattığı için tepki göstermeye başladı: 2024 yerel seçimleri sonrasında tam atlatmaya başlamıştık ki, travma yeniden (2026) hortladı; travmanın şahsında somutlaştığı Kılıçdaroğlu’nun tasfiyeden başka hiçbir anlama gelmeyen saçma sapan arınma söylemleri psikolojik yaraları iyice, iyice kanattı.”


Yazarın bu yazdıklarından hareketle,

Kitabı derinlemesine okuduğunuzda,

Yazarın, “Nitekim 2023 seçimleri, Kılıçdaroğlu’na oy veren 25.504.724 kişi için basit bir seçim yenilgisi değil, ele geçirilen fırsatın heba edilişiydi. Yaşadığımız travma, Kılıçdaroğlu’nun şahsında somutlaştı.” ifadesinin ne büyük haksızlıklar içerdiğini, hakkaniyetten ne kadar uzak olduğunu tüm detaylarıyla kitabımda bulacaksınız.


Yine yazarın, “CHP, Kılıçdaroğlu’nun kişiliğinde ete kemiğe bürünen yenilgi travmasını bir başarı hikayesine döndürmeyi başardı.” ifadesini kullanarak, “2024 yerel seçim başarısı…” diye övgüler düzdüğü Özgür Özel’in, o başarının hiçbir yerinde olmadığını ve başarının asıl sahibinin ‘Ne?’ olduğunu ‘Kim?’ olduğunu göreceksiniz.


Peki, 2023 seçimleri, Kılıçdaroğlu’na oy veren 25.504.724 kişi için basit bir seçim yenilgisi değil, ele geçirilen fırsatın heba edilişi miydi? Yaşadığımız travma, Kılıçdaroğlu’nun şahsında mı somutlaşmıştı? CHP, Kılıçdaroğlu’nun kişiliğinde ete kemiğe bürünen yenilgi travmasını bir başarı hikayesine döndürmeyi mi başarmıştı?


Hayır.


Eğer samimiyetle ister ve incelerseniz;


Asıl sorumluların, “Kılıçdaroğlu’na yönelttikleri nefretin arkasına saklanıp” o nefretin gölgesinde kendilerine iktidar aradıklarını ama gerçekle yüzleşildiğinde bunun, o ekiple ve o ekibin; anlayışıyla, zihniyetiyle, birikimiyle mümkün olmayacağını anlayacaksınız.


Mutlak butlanla yüzleşeceksiniz.



Yorumlar


Politika

Politika

Politika
"Muhalefetin Özeleştirisi" - Buluşma Noktası - 30 Ağustos 2023

"Muhalefetin Özeleştirisi" - Buluşma Noktası - 30 Ağustos 2023

02:17
"Muhalefet Yerel Seçimde Ne Yapacak" - Buluşma Noktası Programı - 30 Ağustos 2023

"Muhalefet Yerel Seçimde Ne Yapacak" - Buluşma Noktası Programı - 30 Ağustos 2023

09:31
"Cumhur İttifakında Çatlak Derinleşiyor mu?" -  - Buluşma Noktası Programı - 30 Ağustos 2023

"Cumhur İttifakında Çatlak Derinleşiyor mu?" - - Buluşma Noktası Programı - 30 Ağustos 2023

11:29
bottom of page